Ana Sayfa

YUNUS ARAN BİRLİKTELİĞİ

DEPRESYON

yıl: 
2008
Yazar: 
Yang [Arzu Yüksel]
derecesi: 
Mansiyon 1



Yine gelip köşesine kuruldu. Bir bacağını altına altı ve pencereye iyice yaklaştı. Derisi sertleşmiş parmaklarıyla eteğimden yakalayıp gözlüklerini sildi önce, sonra azıcık buruşturarak beni bir gözlük mesafesi yer açtı camın köşesinde. Çocuk yuvasına doğru baktı. 

Şu duvar kenarında kızlı erkekli toplanmış çocukları görüyor musun? Hani dikkatle birisinin anlattıklarını dinliyorlar. Onlara daldı. (Anlatması bitince çok bilmiş ifadesini takınarak, yine de neşeyle güldü çocuk. Halbuki diğer arkadaşları öylece bakmaktaydılar yüzüne.) Söylendi bizimki: “Ne anlattı acaba…”

Zil çalıp çocuklar derse girince usulca yerinden kalktı, mutfağa doğru yürümeye başladı. Mutfaktan hafif bir tıkırtı sesi geliyor. Sesin giderek artmasına aldırmadan küçük holde durdu, duvara doğru bakarak saçındaki bigudileri kontrol etti. Hazır olmadığını düşünmüş olmalı ki çıkarmadı.

Hole açılan kapı tam karşımda olduğu için, aslında neye böyle bakıyor göremiyorum ama kapının hemen yanında koltuğun söylediğine göre orada bir ayna varmış. Herhalde konuşamayan bir ayna, yoksa odanın içinde zaman zaman yaptığımız sohbetlere mutlaka katılırdı şimdiye dek.

Burası küçük bir ev. Yani beni bu eve özel diktikleri için, ben bundan başka ev görmedim aslında ama bizimkinin komşuları zaman zaman çaya gelince kendi evlerini anlatıp duruyorlar. Yok şu odası yok bu odası… Bu evde ne odası? Bir salon işte karşıda küçük hol, hole açılan bir banyo, bir de mutfak. O yüzden bu oda pek tıkış tıkış. Herkes bir anda konuşunca, hele de ikili sohbetlere dalınca, gürültü dayanılmaz olur.

Oda da benim önümde, sol yanda bir tekli, sağ yanda üçlü bir koltuk, aslında Nermin’in yatağı. Tekli koltuğun yanında duvar boyunda göz göz bir dolap. Orta gözünde  yeni aldığı televizyon. Tam karşımda bahsettiğim diğer tekli koltuk. Kapının diğer yanında yine duvar boyunca bir gardrop. Büyük eşyalar bundan ibaret ama duvarlarda, orta sehpanın üstünde, dolabın gözlerinde bir sürü ıvır zıvır.

“Sen kime ıvır zıvır diyorsun be…”

“Yok canım, yok kimseye bir şey dediğim. Öyle dertleşiyoruz uydu anteniyle. Zavallının yeri pek kötü. Soğuk bir yandan güneş diğer yandan. Evin içini görüp, sohbetlere katılamaması da cabası. Ben naçizane ona olup biteni anlatmaya çalışıyorum.”

            Ha, Nermin Hanım dersen, a evet adı Nermin. Gerçi gördün değil mi kendisini usta yeni televizyonu, o bir dolu kabloyu ve seni getirdiğinde? Boşuna anlatmayayım. Hah işte yine geliyor zaten. Elinde koca bir çorba kasesi, içinden dumanlar tütüyor, Oturdu yine baş köşeye ama benimle uğraşmaz herhalde çocuklar derste. 

“Çocuklar dersteyken de bu sokak pek sessiz oluyor canım. Acaba Hayriye evde midir? Ona mı gitsem, yok şimdi bizim ev çok kalabalık diye o gelmeye kalkar, benim de çayım bitti. En iyisi ben bir çay aldırayım.”

Elindeki kâseyi sehpaya bıraktı, Mutfaktan sepeti alıp geldi. Yavaş çeksene! Pencereyi açtı ve aşağıya doğru ardıldı. “Hüseyin Efendiiii… Hüseyin Efendi… Hah Erol, parasını koydum bana bir tekli ekmek, bir paket de çay. Hadi evladım.” Görüyorsun ya bu Erol zehir gibi çocuk. Hemen koştu halletti. Bak ilerde şu bakkalı üstüne geçirmezse.. Ha şuraya yazıyorum.  Yahu yavaş çek dedim kadın!

Nermin’le bir şu sorunumuz var. Yavaş çekmeyi bir türlü öğrenemedi. Ama o n’apsın, bilmiyor ki? Onun haricinde, hep temiz tutar, yırtıklarımı yamalar, bunca senedir eskidi diye atmaya da kalkmadı. Şu yuvanın tülleri yerinde olmayı hiç istemezdim, bir kere bile parladıklarını görmedim.

Geliyor yine, ne unuttu acaba? “Eroool, paranın üstünü eksik koymuşsuuunn… Hay Allah buraya düşürmüşüm. Şu zil de çalsa artık sıkıldım. Aa o da kim?” Kime bakıyor bu? Gerçekten de sokağın köşesinden bir işportacı döndürmüş arabasını geliyor. Çekirdekçiymiş. Hem de yuvanın önünde durdu. Eyvah, görmesin yuvanın müdürü. En son bir ay önce haşladığı işportacıdan sonra kimseler görünmez olmuştu. Bakalım ne zaman varır farkına?

Nermin oturdu yine koltuğuna adamı inceliyor. Sonra söylemedi deme, adamı gözüne kestirirse bir muhabbet başlar… (Adamın üstünde bol, kesimi kaymış bir kumaş pantolon, rengi atmış bir gömlek, üzerinde de yamalı deriden bir yelek var, galiba içinde de yün bir yelek. Koyu renk tenli, siyah saçlı, hafif sakalları çıkmış. Sürekli öksürüyor.) Zil çaldı bakalım bunun ne numaraları var satış yapmak için. “Aa bu elini kolunu kıpırdatmıyor, arkası da bahçeye dönük. Satamaz ki bu adam hiçbir şey. Dur bakalım…”

Telefon çaldı, tülü de açık unutup hızla koştu telefona. Hiç konuşmadan kaptı, ama karşıdaki bir şeyler söyledi herhalde, yüzünün rengi değişti. Zorla oturdu koltuğa. N’oldu acaba? Kalktı, banyoya gitti. Su sesi geliyor. Bunalınca hep banyo yapar.

---------

Farkında mısın, kaç gündür cama yaklaşmıyor bizimki? Haftayı geçti değil mi? Hasta da değil ama yataktan kalkmıyor desek yeridir. Bir şey de yemiyor. Yatağı toplamıyor, yiyecek şey almıyor. Allah Allah.

Bu çekirdekçi de yine burada, bir şey sattığını da görmedik, dün akşam gürültüyle geçen liseli gruba sattıkları hariç. Müdür de görünmedi. Nermin’in bu garip olayları pür dikkat izlemesi gerekirdi oysaki.

Vallahi anlatacak bir şey olsa anlatacağım ama. Bak sen sordun ya kapı çaldı. Nermin yatıyor, kalkmıyor. Kapıda bir anahtar sesi ve Hayriye Hanım içeri girdi. Doğru bizim ki ne olur ne olmaz diye Hayriye’ye bir anahtar bırakmıştı. “Nermin Hanım…, Nermin, görünmüyorsun kaç günlerdir. Aa hasta mısın yahu? Belliydi, iyi ki gelmişim. Nermin kalksana. Ben bir doktor getireyim en iyisi.” Hayriye Hanım etrafa bakındı, şöyle bir yokladı sağı solu, düzeltir gibi. Buraya doğru geliyor. Ve koyu renk perdeyi çekti. Ya oldu mu şimdi? Dışarıyı göremiyorum, Uydu anteniyle sohbet edemiyorum. Nermin de yatıyor içerde hiç hareket yok. Açsana kadın! Sen hiç Nermin’in perdeleri çektiğini gördün mü? Dinleyen kim, gitti bile.

-------

Hah kapı tekrar açıldı. Hayriye’nin yanında bir de doktor var. İlk iş perdeleri açtı. Hay yaşa doktor! Aa çekirdekçi n’oldu? “Sorma kardeş, şu iki arada bir derede, ben daha ne olduğunu anlayamadan aldı götürdü adamı polisler. Toplaşan kalabalığa bir açıklama da yaptılar ama tam anlamadım. Kaçırma, röntgen vesaire laflar geçiyordu. Aman bana ne?” Yahu bana ne olur mu? Ah Nermin tam senlik olay, bak sen olsan bütün ayrıntıları ben de bilirdim. Kalk da bir araştır şunları, sen öğrenirsin .

Doktor hastasından kafasını hastasından kaldırdı. “Depresyon” dedi Hayriye Hanım’a.

“Ne depresyonu Âlim Bey?”

“Muhtemelen yalnızlık”

“E Nermin neredeyse 20 senedir yalnız yaşıyor, şimdi mi çıktı bu depresyon?”

“Olabilir, birikmiş bir durum olabilir. Veya gündelik yaşam biçiminde ani bir değişiklik de sebep olmuş olabilir.”

“Ne oldu acaba? Ben kendisini üç dört günde bir görürüm.”

“Birkaç gün yalnız bırakılmasa iyi olur. Kimi kimsesi varsa çağırın. Yoksa siz ilgileniverin bir zahmet. Şimdilik ilaç vermek istemiyorum. Yalnız kalmasın, iyi beslensin, hava alsın.”

Bizimkinin kimi kimsesi olmadığına göre, Hayriye’yi çekeceğiz demektir. O da bunu fırsat bilir zaten evdeki çocuklardan kurtulmak için.

“Tabii Doktor Bey, hiç yalnız bırakmam.” Gördün mü?

--------

Nihayet kendine geliyor galiba.

“Hayriye, sen mi geldin? Bir çay yapsaydım.”

“Sen yat, çay istersen yaparım. Zaten ben yeni gelmedim, birkaç gündür buradayım.”

“Birkaç gün mü, hasta mıydım ki ben?”

“Hasta değildin ama habire uyuyordun. Doktor getirdim, yalnız bırakmayın dedi. Bugün biraz dışarı da çıkalım. Açılırsın. Parkta yürüyüş yaparız biraz. Hem n’oldu sana. Doktor depresyona benziyor dedi. Bir şey mi oldu?”

“Tam anlayamadım aslında ben de, bir telefon geldi. Telefondaki ses o kadar tanıdıktı ki. Ama nereden bir türlü çıkaramadım. ‘Meraklılığın anlamı yok, camdan bakmayacaksın bir süre’ dedi. Eski bir yaraya dokundu bu emir. Acısını hatırlıyorum ama alakasını bir türlü hatırlayamıyorum. Ben de neden bilmem uydum sözlerine. Hiç camdan bakmadım. Bir banyo yaptım ve uyuyakaldım. Ertesi gün yine banyo yaptım, kimseyi de arayamadım galiba telefonum ”

“Ee sonra..”

“Sonra canım sıkıldı uyuyakaldım…”

Tamam hadi uyandın artık. Dışarı mı çıkacaksınız, ne yapacaksanız yapın da öğrenelim şu olayın iç yüzünü.

“Sen hiç böyle yükseltmezdin sesini kardeş, hayırdır? Sen de mi depresyondasın yoksa?”

Ben, depresyon, öyle miyim? Neden söyleniyorum? Ama merak ediyorum olayın iç yüzünü? Hem Nermin’le ne alakası var? Kimmiş o telefon eden? ...