Ana Sayfa

YUNUS ARAN BİRLİKTELİĞİ

"Kentsel Doku ve Kentsel Mimarlık"

tarih: 
05/21/2001
poster: 
003_kck.jpg
konusmaci: 

 

 

“Kentsel Doku ve Kentsel Mimarlık”

Tarih: 25 Nisan 2001

Saat: 14.30

Yer: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fındıklı, İstanbul.

 

Yunus Aran Birlikteliği ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü tarafından Mimar Yunus Aran'ın anısına düzenlenen Konferanslar dizisinin 3. konuşmacısı, ‘Kentsel Doku ve Kentsel Mimarlık, başlıklı konuşmasıyla Semra Teber Yener olmuştur.

Konuşma 21 Mayı 2001 günü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Oditoryum'unda gerçekleşmiştir.

Konuşmacı hakkında daha fazla bilgi için  http://www.yunusaran.org/semra-teber-yener  adresini ziyaret edebilirsiniz.

 

Konuşma Özeti

Konuşma özetine ilişkin bilgi yakında yüklenecektir.

 

“Kentsel Doku ve Kentsel Mimarlık”

Semra Teber Yener

Hepinize iyi günler diliyorum. Sunumuma başlamadan önce, beni buraya davet eden ve bana bu olanağı sağlayan, Mimar Sinan Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi Dekanı Sn. Mete Ünal, Mimalık Bölüm Başkanı Sn Nursel Onat şahsında, Fakülte Yönetimi’ne ve öğrencilere, ve Yunus Aran Birlikteliği adına Sn. Emine Güreli’ye teşekkürü bir borç biliyorum. Aynı zamanda, bu etkinliklere vesile olan ve genç yaşta aramızdan ayrılan sevgili Yunus Aran’ı, sevgi ve saygıyla burada anmak istiyorum.

Bugün sizlere, kentsel doku, kentsel çevre ve mimarlık arasındaki yakın ilişkiden, ve bu yakın ilişkiyi çalışmalarımızda nasıl ele aldığımızdan söz edeceğim. Ama bir mimar olarak, insanlar bana ne iş yaptığımı sorduklarında, “Mimarım” diyorum. Kaçınılmaz olarak sorulan ikinci soru, “İç mi, dış mı?”, “Hayır dış!” ama bir karar verdim. Artık bu soruya “İç” diye cevap veriyorum. “Kentsel çevrenin iç mimarı”.

Her mimari yapı, yakın çevresiyle etkileşim ve iletişim içerisindedir. Dolayısıyla kentsel doku içerisinde yer alan, mimari ölçekte ele alınmış her yapı, kentsel dokudan etkilenir ve buna göre biçimlenir. Bu anlamda, mimari ölçekte ele alınan bütün yapılar, aslında kentsel çevrenin birer parçasıdır. Fakat benim, bugün burada size aktarmak istediğim çalışmalar, mimari dokuya, kentsel dokuya, kentsel çevreye duyarlı olarak ele alınan mimari projeler değil, kentsel tasarımın bir parçası, bir uzantısı olarak geliştirdiğimiz mimari projeler... Yani başlangıcından sonuna kadar, kavramsal çalışma ya da kentsel tasarım çalışmasından, mimari ölçeğe kadar indiğimiz, ve uygulama imkanı da bulabildiğimiz projeler... Bugün sunumdaki ağırlığı bu projelere vereceğim.

Bunun dışında, sizlere kısaca, özet olarak da bir takım kentsel proje çalışmalarımızdan söz edeceğim. Bu kentsel proje, kentsel tasarım, dediğimiz çalışmalarım, konuları ve büyüklükleri, ölçekleri, çok faklılıklar gösterebiliyor. Bunlar, birazdan kısaca göstereceğim, listede de yer alacağı gibi, “bütüncül kent parçaları” olabiliyor. Yani, konutuyla, işyeriyle, donatılarıyla oluşturduğumuz, tek başına işleyen kent parçalarının tasarımı... Geniş ölçekli, yüzlerce hektarı içeren “kavramsal projeler”... Kent merkezleri, yoğun dokulu “kent merkezi renovasyon, rehabilitasyon projeleri”... Ve kent merkezine yönelik, “kentsel tasarım” projeleri... Daha küçük ölçekli, yani boyu daha küçük olan, “meydan, kentsel meydan, kentsel açık alan düzenlemeleri”... Ve kent giriş alanları adını verdiğimiz, “özel kentsel mekanların düzenlemeleri” gibi...

Evet, Ankara Eryaman’daki, şimdi sözünü edeceğim üç dört proje, kentsel tasarım aşamasından, uygulama aşamasından, yani mimari ölçeğe, detaylara ve uygulamaya kadar, gerçekleştirme şansını bulabildiğimiz çalışmaları içermektedir. Ankara’daki Eryaman Güzelkent Projesi altı bin konut içeriyor. Burada kentsel tasarım çalışması, mimari proje tiplerinin, bina tiplerinin geliştirilmesi, ve bunların adalar ölçeğinde düzenlenmesi detayına kadar indik.

Son zamanlarda, bu sene hatta, yapımı tamamlanan, Karaman, Adapazarı Karaman’da, deperemzedeler için kalıcı konut projeleri... Bu da, benzer bir örneği de burada gerçekleştirdik. Yanlız burada imar planı daha önceden mevcuttu, biz bu imar planını bir çeşit yorumladık, ve bu imar planında yer alacak, ve buradaki kentsel çevreyi oluşturacak, konut tipolojilerini geliştirdik. Ve bunları biraraya getirdik. Burada oluşturduğumuz, on konut tipinden her biri, kentsel çevre içerisinde oluşturulan bu iki bin konutluk ve 150 hektarlık alan içerisinde, belirli bir rolü üstleniyor. İşte yol yakınında olan, park kenarında olan, yukarıdan olan girişi, ana cadde tarafında olan, gece bir yol ışıklandırsın diye salonu giriş tarafında olan, manzaradan faydalanabilsinler diye kota oturan... Bu tiplerin her biri ayrı bir yere uygundur, ve kimse birbirinin yerine oturamıyor tip olarak...

 “Orta Doğu Teknokenti Projesi”... Bu proje de kavramsal çalışma aşamasından başlayıp, kentsel tasarım, mimari proje ölçeğine kadar devam ettirdiğimiz bir çalışmadır. Teknokent’in ilk iki binası, geçen sene ve bu sene tamamlandı. Bu çalışmadan detaylı olarak, birazdan söz edeceğim.

 “ODTÜ Forum”... Bu da daha küçük ölçekli on sekiz hektar kadar bir alanı içeriyor. Bir çevre düzenleme projesi, ve bunun sonucu olarak geliştirdiğimiz, bir mimari projedir. Bunun da inşaatı 1999’da tamamlandı. Bugün ODTÜ Teknokent ve diğerler binalardan, vaktimiz kalırsa bu konudan da sizlere söz etmeyi umuyorum.

 “Iğdır Teknokent Projesi” ve “Gölbaşı Doğa Parkı Projesi” çevre geliştirme pojesi... Her biri 400-500 hektar büyüklüğünde olan, büyük kentsel alanları içeriyor. Burada yapılan çalışma, daha çok bir kavramsal çalışma ve genel ihtiyaç programının oluşturulması çalışması oldu. Bizim bu tür çalışmalara getirdiğimiz yenilik şu olabilir, şu şekilde söz edilebilir; “üç boyutlu kavramsal projeler” olarak söz edilebilir. Yani proje kavramsal, fakat belirli bir araziye oturuyor, topografyasıyla, ulaşımıyla, yakın çevresiyle, belirli bir araziye oturan bir üç bouytlu kavramsal proje...

 “MIA Projesi”.... Ankara’da şu anda bir geçiş semti, bir çeşit “slam” (çöküntü bölgesi) gibi anlatılabilir. Ve İstiklal Semti’nin Merkezi İş Alanı projesi... Bu semtin var olan mülkiyet dokusunu, var olan muhtelif sorunlarını birarada çözmeyi hedefleyen, bir kentsel tasarım projesidir. MIA projesi, uygulamaya hazır, çok detaylı hazırlanmış, bir kentsel tasarım uygulama projesidir. Buradaki ölçek 1/500, ve açık alan düzenlemelerinde 1/200’e kadar inilmiştir.

 “Gaziantep Merkezi Hal Bölgesi”... Burada da yine bir kentsel merkez renovasyonu söz konusu... Yanlız burada artı olarak, tarihi doku ve tarihi yapılar da tasarımda ele alınacak veriler arasındaydı. Bu bir yarışma projesiydi.

Bunlar meydan ve açık alan düzenlemesine bir örnek. Konya’da Çifte Kümbetler Parkı ve çevresi... Harap halde ve çevresinden kopuk, çevresiyle bağı koparılmış, iki tarihi kümbet; Çifte Kübmetler’in tekrar kent dokusuna kazandırılması ve bunların bir “setting” bir senaryo içerisinde tekrar çevreye bağlanması projesiydi. Bu da yarışma projesidir.

Bu San Francisco’da “Union Meydanı’nın Yeniden Düzenlenmesi Projesi”... Bu meydan da 1930’larda biçimlendirilmiş, altında çok katlı bir otoparkı olan bir meydan... Bu yeniden, bu projede de meydanın geometrisine ve kullanımına, yeni yorumlar getirildi.

 “13 Ekim Kent Girişi Projesi”... Kent giriş alanları çalışmasına bir örnek... “13 Ekim İstanbul Kent Girişi” dediğimizde insanlar genellikle şaşırıyor,  Istanbul’da mı Ankara’da mı diye... 1990’lı yılların başında, Ankara Belediyesi, kent girişlerini, beş ana kent girişini, planlayıp düzenlemek için bir yarışmalar silsilesi düzenliyordu. Bu onun birincisi...  Bu, yarışma birincisi olan projedir, ve aslında bir çeşit benim Türkiye’ye dönüşümün de nedeni olan bir projedir. Burada 120 hektar açık alan düzenlenmesi, ve 20.000 m² kadar inşaat alanı söz konusu....

Benzer bir yaklaşımla ele alınan, “Ürgüp Kent Girişleri Projeleri”... Bunlar da daha küçük ölçekte, ve daha mütevazi bütçelerle ele alınabilecek kent girişi düzenlemeleri...

Şimdiye kadar size, kentsel tasarım çalışmaları konusunda neler yaptığımızın kısa bir özetini sunmaya gayret ettim. Şimdi demin de hatırlattığım gibi, kavramsal aşamadan, bina ölçeğine kadar çalışmalarını yürüttüğümüz, ODTÜ Teknokent Projesi’ni, ve burada yer alan Halıcı ve İkizler binalarıyla ilgili çalışmalarımızı size anlatacağım, ve bu binaları sizlere tanıtmaya çalışacağım.

ODTÜ Teknokenti’nin kavramsal proje çalışmaları, Teknokent anlamında kavramsal proje çalışmaları, ’95’te başladı. Ve bu çalışmanın sonucu olarak, bir kitapçık hazırladık. Burada size bu kitapçığın bölüm başlıklarından, “chapter” (bölüm) başlıklarından bazı örnekler yansıtacağım.

Evet, bu çalışmalar sonunda, yaklaşık 160 hektara yayılan bir alanda, Teknokent’in ana bileşenleri, gerçekten ana bileşenleri, hani fazla detaya inmeden, bu çalışmayla irdelendi. Bilim parkı, iş parkı, ve konut alanı ve kentsel donatılar, bunun arasına sosyal donatılar, sosyal ve kültürel donatılar giriyordu. Bilim parkı, Üniversite Kampus’ü, ve Üniversite Kampus’üne en yakın olan ve paralel olan alan, Üniversite’yle yakın ilişki içerisinde olması açısından, bilim parkı olarak uygun görüldü. Dış dünya ile, “interface” (arayüzü) sağlayacak olan alan, ki şurası Bilkent Yolu’dur, Kampu’ün sınırı... Böyle bir kentsel doku dış tarafta ön görülmüştü. bu da şimdi “ODTÜ Köy” olan, ve planlaması daha önce yapılmış olan konut projesinin, Teknokent Projesi içerisine alınmasıydı. Bu çalışma, kavramsal çalışma olarak kaldı.

Bundan sonraki aşama,  Teknokent’in başlangıç ilk başlangıç noktası diyelim, “Yazılım Evleri Bölgesi” diye adlandırdığımız bölgedir. Bu Kampus’e en yakın olan alan, şu ODTÜ Kampus’ü, şu Mimarlık Fakültesi, bu tabi ODTÜ Kampu’ünü bilenler için bunu söylüyorum, bu da İdari Birimler’in yenilenmiş binası... KOSGEB TEKMER, Teknoloji Merkezi, Sürekli Eğitim Merkezi... Bu bölge, yine ODTÜ Kampus’üne yine paralel olarak, ve lineer bir şekilde geliştirilmesi düşünülen bu bölge, yazılımevlerinin yoğunlaşacağı bir alan olarak planlandı. Ana tasarım prensipleri, lineer bir aks etrafında gelişme, düşük yoğunluk, az katlı yapılaşma, zemin+1, zemin+1,5, doğayla bütünleşen bir çevre düzenlemesi, yeşili öne çıkaran ve koruyan bir yapı, ve lineer ana aksta, ana aks üzerine, mümkün olduğu kadar fazla parsel yerleştirebilmek için, ince uzun dikdörtgen parsellerin oluşması...

Yine burada yapılan kentsel tasarım çalışmasında, belirlenen bir takım mimari esaslar vardı. Bunalar da yapısal çevreyi “order” edecek, düzenleyecek prensipler. Genel imaj olarak çağdaş, geleceğe yönelik bir uslup önerildi, benimsenmesi önerildi. Algılaması kolay, yönlendirici, akılda kalan, yani hem bir çeşit “landmark” görevi görecek, insanları çekecek, ve nereye gidecekler götürecek giriş mekanlarının oluşturulması... Yani giriş mekanına özel vurgu... Yine doğayla bütünleşen insancıl yapılar, ve esnek, “flexible” esnek mekan kullanımı. Yazılımevi dediğimiz kavram, aslında özelliği olan, özellikli bir ofis mekanı. Yani araştırma geliştirme olabilecek, insanların yüksek eğitimli diyeceğimiz, kalifiye elemanların çalıştığı yerler... Gecesi-gündüzü olamayabilecek, gerektiğinde hani sabahlara kadar çalışılabilecek, alıştığımızın biraz daha ötesinde, ve üretici olmayı teşvik edecek özellikli ofis mekanları diyebiliriz.  Bir ara, şöyle bir slogan gibi bir şey oluşturmuştuk; “Yüksek teknoloji yüksek kaliteli çevre”. Yüksek teknoloji, ve yüksek teknolojde çalışan insanlar, yüksek kaliteli bir çevre istiyorlar.

Bu yazılımevleri bölgesinin bir perspektifi. Görüldüğü gibi burada, yazılımevlerinin, yazılımevlerinden ilki olan Halıcı Binası yerini almış bulunuyor. İkizler de bunun hemen yanına gelecek, biraz sonra. Bu şeyin, bu perspektifin tarihi, 1996 civarında olmalı, 1996... ODTÜ Halıcı Yazılımevi, Teknokent’in ilk binasıdır. 4.500 m² inşaat alanı, içeriyor. Demin de sözünü ettiğim gibi, bu yüksek kaliteli ofis kullanımı için düzenlenmiş bir yapıdır.

Size yapıyı daha iyi anlatmak için, bu perspektifi seçtim. Daha önce sözünü ettiğim, kentsel tasarım prensiplerinde, ve saygı duyulması gereken mimari yaklaşımların esaslarının ötesinde, bu binanın özel bir durumu var. Bu bina ikili bir yapı arz ediyor. Binan bir yarısı, tek bir firma tarafından kullanılacak, diğer yarısı, büyüklüğünün ne olduğu bilinmeyen, şimdiden bilinmeyen, yine esnek olarak kullanılabilecek katma değerli ofis alanı olarak kiraya verilecek. Ve böyle bir yapıda, herkes kendi binasını istiyor. İki ayrı bina yapmak söz konusu değil. Ve burada öyle bir kurgu geliştirmek gerekti ki, bina içinde dolaşan herkes, hangi tarafa aitse, kendini o binada tekbaşına zannedebilsin, ya da o tür algılasın.

Yalnız bu ikiye bölünmüşlük, yani binanın hakikaten “fifty-fifty”, yüzde elli-yüzde elli ikiye bölünmüşlüğü, bizim yine kentsel tasarım prensiplerinden biri olan, giriş mekanının “landmark” oluşturması, yönlendirmesi, dikkati çekmesi, prensibini hayata geçirmekte sorunlar yarattı. Küçük küçük yan yana üç beş giriş koyarsanız, mesela ben hangisinden gireceğim? Büyük giriş hangisi olacak? Sonunda, giriş mekanında istenen yönlendirici, açıklık, netlik yapması, yaratması sorun olacaktı. Sonunda, her şeyi açık ve net olarak anlatmaya karar verip, binayı kırmızı bir duvarla ortadan ikiye böldük.

Bu kırmızı duvar binayı hem ikiye bölüyor, binanın sağ tarafı ve sol tarafı olmak üzere... Sol tarafı tek bir firmanın kullanımda, sağ tarafı da kiralanacak ofis alanlarını  içeriyor. Ve binanın girişlerini de, yine birbirini gizlemeyecek, ve birbirleriyle mücadele etmeyecek şekilde yerleştirdik. Bir sekanslar...

İkincil girişler bunlar, ana giriş bu... Henüz çevre düzenlemesi yapılmadığı için, ve henüz binanın da içine girilmediği için, bu kısımlar çok iyi ifade edilemiyor. Ve bu girişler birbirinin arkasından, birbirlerini gizlemeden, kendilerini gösterebiliyorlar, ve insanları yönlendirebiliyorlar.

Binanın içinde dolaşırken, birbirinde bu kadar kopuk, ayrı gibi görülen mekanlar, planda bakıldığında aslında “compact” bir yapı arz ediyor. Ve şu ortadaki bölücü duvar, aslında yapının fonksiyonlarının birleştiği duvar oluyor. Islak hacimler, yine bu duvarın kuzeye bakan cephesinde gruplanmış halde... Duvarın kuzey tarafında kiralık ofis alanları, güney tarafında diğer ofis alanları... Ve bu kırmızı duvar, yine gerektiğinde birleşebilmeye imkan verecek şekilde... Yani taşıyıcı perde bir duvar değil, esnek bir duvar, içerisinde iki tarafı birleştirecek delikler açılabiliyor. Bu hava fotografı, anlatmaya çalıştığım şeyi daha net ifade edebiliyor sanıyorum.

Bina yine kentsel tasarımda benimsenen ilkeler doğrultusunda, kavranması kolay ve yönlendirici bir giriş holüne sahip. Şu kırmızı duvar ve kırmızıya boyanmış mekan diyeyim, ışıkla kırmızıya boyanmış mekan, dolaşım aksını gösteriyor. Ana dolaşım aksı, bu şekilde, hem içeriden, hem dışarıdan, kolayca algılanabiliyor. Ve günün değişen, gün içinde değişen ışık durumuna göre, bu akstakı ışığın rengi de değişiyor. Yani sabahtan akşamüstüne kadar, bir çalışma gününün içerisinde, dolaşım aksı tek başına bir saat gibi, ışık saati gibi görev de görebiliyor.

Ofis kitlelerinini dışarıdan görünüşü... Kırmızı duvar, bu şekilde dışarıdan da algılanabiliyor. Ofis mekanları, gün ışığından en fazla yararlanacak şekilde düzenlenmiştir. Henüz içerisine girilmemiş mekanlardan bir tanesi.

Halıcı Yazılımevi’nden sonra, Teknokent’in ikinci binası ODTÜ İkizleri binası. Bu diğerinden daha büyük, 7.000 m² inşaat alanı var. Ve İkizler’in, Halıcı’dan en önemli farklarından bir tanesi, buradaki ofis mekanlarının tamamının kiralık olması... Ve bu kiralanacak alanların, ofis alanlarının da, olabildiğince esnek olması öngörülüyor. Genel mimari prensipler ve değerler açısından, diğeriyle elbette benzerlikler arz ediyor. Alçak kitle, doğayla bütünleşen bir yapı, gün ışığından azami faydalanma, lineer dolaşım aksı... Aradaki, iki yapı arasındaki asıl fark, mekansal kurgu ve iç mekan kalitesi konusunda geliyor.

Bu bina içinde yer alacak şirketler için, İkizler yapısı, aslında bir bina gibi değil de, büyük bir kabuk, ya da korunaklı bir alan gibi düşünüldü. Yani bu kapıdan içeri giren şirket çalışanı, ya da neyse burada çalışacak olan insanlar, bir binadan içeri değil fakat, özellikli ve korunaklı bir alana girmiş gibi olacaklar. Yani bir çeşit kale kapısından içeri girmiş gibi... Ondan sonra kendi şirketinin içerisine girecek. Yani birincil ana giriş, ve ondan sonra diğer girişler.

Yani bu mekanın, bu binanın mekansal kurgusu, tam anlamıyla kendi içerisinde bir kent parçası mantığıyla kurulmuştur. Giriş holü, içeriside toplanılan ve değişik, diğerlerine göre daha büyük daha geniş oranları olan, bir meydan gibi, kentin meydanı gibi... Dolaşım aksları dış alanla olabildiği kadar ilişkide, sokaklar gibi, hani herkesin ofisine, yerine gideceği, dolaşım  alanları. Girişteki iki çeyrek silindir, eğik koni diyeyim, eğik koni parçası, bunlarda yine donatıları, kentsel donatıları temsil eden, bir tanesi oditoryum, bir tanesi bilgi merkezi, bir üçüncü kitle de binanın arka tarafında vardır. O da kafeterya kitlesi.

Burada binanın giriş holünü görüyoruz. Girişin şeffaf yapısı, insanların yönlenmesi ve ne tarafa gideceklerini daha açık biçimde görebilmeleri açısından, giriş mekanı varla yok arasında... Yani binanın içerisine girdiğinizi zannettiğiniz an, binanın tamamını kavrayabiliyorsunuz, nerede olduğunuzu biliyorsunuz, ve gideceğiniz yeri şeyden, girdiğiniz holden görebiliyorsunuz. Yani giriş holü, binanın en uzak mekanlarına, görsel bağlantı kurabileceğiniz bir yer.

Lineer dolaşım aksları, bunlar sokak niteliğinde... Burada birinci kattaki bir dolaşım aksından bir resim görüyoruz. Bunlarında sonu, yine ışıklı teraslarla bitiyor. Yapının iki kanadının ortasındaki iç bahçe, ki bu Zen Bahçesi olarak tasarlandı ve düzenlemesi yapılmakta... Dışarıdaki bahçe, yer yer bir şerit halinde, 1.5 metrelik bir şerit halinde, binanın içinde de devam ediyor, dışarıdaki bahçe, binanın içinde de devam ediyor. Ve böylelikle bu dolaşım aksında yürüyen insanlar, bir çeşit bahçede ya da yeşillikli bir sokakta yürüyormuş izlenimi ediniyorlar.

Yapının tamamında, dış mekanın iç mekana, dış mekan-iç mekan geçişmesi, iç ve dış mekanın kaygan ilişkisi gözlemlenebiliyor. Ofis mekanlarının esnek olması gereliliğinden söz etmiştik. Bu giriş kapısı, 500 m²’lik kanatlardan birinin kapısı. Burayı bir firma tekbaşına kiralamış durumda, ve firmanın giriş kapısı binanın içinde burada... Ama diyelim daha küçük firmalar, sadece oda ölçeğinde yerler kiralamak istediklerinde, ikincil sokaklardan, yani kanat içlerindeki koridorlardan, kendi mekanlarına ulaşabilecekler, ulaşabiliyorlar. Doğal aydınlatma, yine bu ofis mekanlarının oluşmasında önemli yer tutuyor.

Aslında galiba... Konuşmayı çok uzatmamak için, biraz hızlı gitmeye gayret ettim. Ritmimi iyi tuturuyorum zannnediyorum. Bu çalışmadan söz edemiyeceğim için, biraz endişeleniyordum. Fakat ona gerek kalmadı zannediyorum.

Bundan da söz edeyim. Belki soru-cevap için, ya da sohbet edebilmek için vakit de ayırabiliriz böylelikle...

Evet, size söz etmeyi düşündüğüm bir diğer proje, bu da ODTÜ Forum Binası... Aslında bu da yine bir çevre düzenleme projesi olarak başladı. Amaç ODTÜ Geliştirme Vafkı Koleji Kampus’ünün çeşitli zamanlarda yapılmış, birbiriyle, çok da büyük bağlantısı yokmuş gibi görünen, belki de çok da fazla bağı olmayan Kampus’ünü strüktüre etme işiydi. Ve burada, bu çevre düzenlemesiyle yapılmasını istenen şey, bu birbirinden kopuk gibi duran yapıları, bir strüktür, bir senaryo, bir bir hikaye etrafında birleştirmek, bunların birbirlerine göre konumlarına bir anlam yüklemek, bu alanı strüktüre etmek... Tanımlı açık alanlar yaratmak, mesela bir tören meydanı, öğrencilerin top oynayabilecekleri alan, yayılıp güneşlenebilecekleri çimenlikler... Çünkü etrafta doğa gerçekten çok güzel... Araç ve yaya trafiğine bir düzen getirmek... Özellikle okul sabahları ve akşamları, okulun başlangıç ve bitiş saatlerinde servis araçları müthiş bir araç trafiği yaratıyor, ve bu da yer yer tehlikeli durumlar oluşturabiliyor. Bu trafiği düzenlemek, ve bütün bunları yaparken de, koleje bir kimlik kazandırmak, kurumsal bir kimlik kazandırmak... Hani nereden girilecek, tören nerede yapılacak, bir imge oluşturmak.

Asıl amaç, bu çevre düzenlemesi ve Kampus’ün strüktürasyon işiydi. Bunun yanında da, yaklaşık 600 kişilik bir toplantı salonu ve öğrencilerin sanat aktivitelerini, sanat çalışmalarını sürdürebilecekleri sanat atölyeleri isteniyordu. Buna cevap olarak bizim tasarladığımız yapı, üçlü bir yapı oldu. Üçlü kullanıma cevap veren, üçlü bir yapı... Bunlardan bir tanesi istenildiği gibi toplantı salonu, bir tanesi sanat atölyeleri, üçüncü mekan, ya da oluşturduğumuz bu ikisi arasında oluşan üçüncü mekan, programda olmayan bir mekandı. Bu mekan aslında, hem toplantı salonu ve atölyeleri biribirine bağlıyor, hem kampüsün diğer binalarını birbirine bağlıyor. Bu üçüncü mekan aslında kentsel mekandı... Burada tonoz altı diye tanımladığımız mekan, o mekandı. Bütün bu on sekiz hektarı birbirine bağlayan, özel sihirli bir mekandı.

ODTÜ Forum Binası’nda da, İkizler’de olduğu gibi benzer bir şekilde, yine kentsel elemanlardan yada kentsel mekanın yapı taşlarından, yapı elemanlarından söz edilebilir. Ortada oluşan, oluşturduğumuz daha doğrusu, bu dikdörtgen yarı açık alan, tonoz altı... Formu itibariyle, yani ince uzun lineer yapısıyla ve çevresindeki kitlelerle, bir sokağı anımastıyor. Sokağın her iki tarafındaki yükseltiler, kaldırımlar gibi yorumlanabilir. Bu kaldırımlardan, toplantı salonu tarafında olanı, bir rampayla, 1-1,5 metre kotundan 30 santim neyse, zemine kadar iniyor. Bu da aynı, bir, yani kentsel mekanda rastlayabileceğimiz bir rampa, eğimli sokak izlenimi veriyor. Tabi bu aynı zamanda toplantı salonuna özürlülerin girebilmesi için de gerekli olan bir düzenlemeydi.

Atölyeler ise, bunu karşı tarafında yer alan sanat atölyeleri, kapıları ve üst taraftaki pencereleriyle, yan yan bitişik nizam sıra evleri, “town houses” karakterinde bir yapı arz ediyor. Ve bunların merdivenli girişleri, hem atölyelerin giriş kapılarını tanımlıyor, hem de öğrencilerin oturup konuşabilecekleri doğal, anfi tiyatro parçalarını oluşturuyor.

Evet, bu son slaytımızda da, projenin ilk başlangıç skeçlerinden bir tanesi, küçük bir mekan parçası, kaygan bir mekan parçası... Dışarıya gidiyor, yani kapalı mekandan, kapalıdan yarı-açığa, oradan açığa giden bir mekan parçası... Bu da onun sonradan olduğu hal. 

Efendim, konuşmamı şimdilik burada tamamlamak istiyorum. Mümkünse bundan sonraki bölümde karşılıklı görüş alışverişinde bulunabilirsek, yararlı olur diye düşünüyorum. Teşekkür ederim.

Soru-Cevap Bölümü:

Soru: Burada son zamanlarda yapmış olduğunuz ve uygulama şansını da yakaladığınız bazı çalışmaları gördük. Doğrusu bir mimar olarak, aslında böyle imkanları yakalamanızı gıptayla seyretmiyor değilim. Anacak bazı sorular var. Daha doğrusu bazı soru işaretleri var, kafamda... Özellikle, ben,  konuşmanızın başlığı olarak, kentsel doku ve mimarlık deyince, tabi ağırlıklı olarak kentsel doku, ve bu kentsel dokunun içinde yer alacak, yada entegre olacak, ya da uzantısı olacak bu uğurda konuları bekliyordum. Halbuki burada açıkçası, Kampus’ün yanında Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin aslında bu çalışmalar 30 yılı aşan çalışmalar, kendini yavaş yavaş yer ettiren bir yapıya kavuştu, yeşiliyle, kendi içindeki “alle”siyle vs... Zaman zaman tartışılan da bir konu zaten bu... Efendim benim ilk izlenimim, bu Teknopark’ın genel anlamıyla bir kentmiş gibi ele alındığı... Halbuki bu kadar yakın mesafede, bu uydu kent gibi ya da geçmişteki bir kale, kalenin içindeki bir yerleşme adeta izlenimi alıyorum. Oysa bu kadar yakın bir perspektifte, hele 30 sene bir kent için son derece kısa bir süredir. Ama büyük bir ölçüde de kendi kendini kabul ettirmiş olan bir referans alma noktası niteliği taşıdığını düşünüyorum. Halbu ki oralarda, böyle bir bağlantı yok. Kendi açısından yeşille kuşatılmış, yeşilliklerle bellirli şekillerle, tabi bunu belirli ölçüde doğayla bütünleşme diye nitelendiriyorsunuz. Bir de tabi takıldığım mesele, bu Türkiye’de çokça karıştırılan bir mevhumdur, sokak kavramı... Sokak dediğimiz şey aslında, sizin de biraz ifade etmeye, ya da yapmaya uğraştığınız gibi, iki yanında evler, bahçe duvarlarıyla, iki yönlü bir şeyin içinde, bir akstır, bir yol... Bunun adına sokak dediğimiz zaman bunun boyutu, Dubrovnik’te 1,80’e kadar düşüyor, ama 6’yı aşmaz. 6’yı-7’yi-9’u gördüğü zaman artık bunun adı cadde olur. Mesela 10-12 meterelik yine Dubrovnik’te bir piyasa caddesi vardır. Yegane aksı budur. Sokak değildir. Yanında mağzalarıyla, otelleriyle vs.... Sokak dediğimiz zaman bir kere, insan ölçeğinin son derece önemli olduğu, en kaba dayı bir arabanın geçtiği, iki arbanın bile zar zor geçemediği bir yerdir. Dolayısıyla tonoz, sokak falan dediğiniz, o gösterdiğiniz, çok geniş bir cadde, üstü örtülü cadde. Eğer dar bir perspektifte bakarsak, rahatlıkla bir avlu diyebilirim, meydan diyebilirim. Ve niteki sizin söylediğiniz de, belirli ilişkileri kuran belirli ölçüde toplanma mekanı olma özelliklerini taşıyor. Burada nitekim oralarda kademeler yapıyorsunuz, gözüme bir an için Perge geldi. Perge’nin ortasındaki ince yol geldi, iki tarafında arkadlı çarşı geldi. Ama hiç bir zaman bunun adı sokak değil de, bu hele tonozlu tonozlu .. Bir de tabi merak ettiğim bir husus var, büyük paraların sarfedildiği görülüyor, açıkçası... Bu paraları cam yüzeylere şey ediyorsunuz, ama burada toplanma mekanını günün hangi saatinde sağlıyorsunuz, ben merak ediyorum. Çünkü iklimle olan ilişkisini değerlendirmek lazım. Yani bir yanda doğal ışığı içeriye taşıyorum endişesi, var güzeldir, ama diğer tarafta o üstü örtülü cam yüzeyin altında insanlar nasıl... Yani kuzeyli ülkeler olsa, güneş ışığnın zor olduğu, tabi güneş ışığı da çok nankördür, aslında... Her mevsim güneşin çok etkili olduğu dönemler vardır, çok etkisiz olduğu dönemler vardır. Mesela Fransa’da bile, kuzeyli yönlere gittiğiniz zaman, son derece bulutlu, son derece ışıksız olan yerlerde cam yüzeyler vardır. Fakat Paris’e yakın olan uydu kentlerde bile, bahar, bırakın yazı, bahar günlerinde bile altına muhakkak kumaşlarla vs yarı şeffaf hale, ya da süzülmüş ışık ihtiyacı doğar. Özellikle Odakule’de Ağustos ayında, cam örtünün altında yumurta pişirirken, acaba oradan ders alınıp, burası yapılmamalımıydı diye kendi kendime bir soruyorum.

Bir de tabi bu kırmızı duvardan bahsettiniz, ben öğrencilerle genç hocalar açısından da sizden çok fazla tecrübeli bir insan olarak, bu sorular geldiği için, ortaya koymanın, bir eğitimin katkısı olarak bunu görüyorum.... Duvar diyorsunuz, o duvar değil. Yukarıda bir parapet var, aşağıda da bir kolonat var, araları boş olan. Duvar var, boşluklar var vs... Oradaki insanların, kırmızıya karşı, renk olarak tepkisi acaba nasıl oldu, psikolojik olarak? Olumlu mu buldular? Yani acaba bu ikiz deyip de arasına bu duvarı koyduğunuzda, gerçekten bu ikizlik sağlandı mı? Yahut da bir yerde çekiciliğinden bahsediyorsunuz, tek yönden bahsediyorsunuz, akstan bahsediyorunuz, ama öbür taraftan da bir kaç tane giriş var. Hatta çevre düzeni olmadığı için, kaybolunuyor. Benim sorucağım bunlar oluyor. Doğrusu çalışmalarınız son derece özenli, ona bir şey demiyorum. Ama çok şaşırtıcı yönleri var. Yani bir yanda yığma inşaat gibi bir görüntü var, diğer tarafta son derece büyük açıklıkları yeni teknolojik imkanlardan yararlanarak aşmak istiyorsunuz. Oralarda doğrusu biraz tereddüdüm var. Onu da herhalde biraz genç olmanıza bağlıyorum. Teşekkür ediyorum.

Semra Teber: Gençliğim konusunda söylediğinize teşekkür ederim ama, belki de o kadar genç değilimdir. Hemen yanıtlamamı mı arzu edersiniz, yoksa soruları mı tamamlayalım. Belki, buna hemen yanıt verilse iyi olur, çünkü çok damla damla bir çok yerden söz edildi. Hani insan sonradan hangisinin olduğunu doğrusu karıştırabilir. Şimdi, söylediklerinizden ilk aklımda tutuğum, not aldığım “Böyle sokak mı olur? Sokak dediğin şöyle, şöye, şöyle olur.” Şurada bir şeyi belirmek isteğindeyim, biz burada tabi sokak yapmıyoruz. Biz burada bina yapıyoruz ve ölçeğimiz mimari ölçektir. Mimari ölçekteki mekan kurgumuz kentseldir. Biz sokağa gönderme yapıyoruz. Buradan otomobil geçmiyor. Yani iki araba geçer 3,5’tan hadi dar olsun, 3 metreden 6 metreye, çift yön gidiş-dönüş, ortaya refuj, konumuz bu değil. Sokak burada bir imajdır. Sokak nedir, sokak bir kentsel mekandır, geçiş alanıdır, sokak aynı zamanda duruş alanıdır. Biz çocukken, şimdiki çocuklarda herhalde, “Anne sokağa çıkıyorum, oynayacağım.” “Anne sokağa iniyorum.” Hani bazı kent parçalarında, ya da konut alanlarında da olur, sokak insanların doyasıya kullandığı bir kentsel mekandır. Kadınlar, evlerinin kapısına oturur, çocuklar orada oynar, birileri bir şey yapar... Sokak böyle bir açık alan... Ve böyle bir aktivite alanı, fakat kentsel karakterlidir. Benim burada, çünkü şu tonoz altına sokak dedik, ondan sonra gidiyoruz, tonoz altı nedir, tonoz altı ölçeği dedidiğiniz gibi 15 metre olan, işte üzerindeki tonoz yarısı yırtık, yarısı açık yarısı kapalı, buna sokak diyoruz. İkizlere gidiyoruz, orada 2-2,5 metre üstü çelik konstrüksiyonla kapalı, ama tamen kapalı bir iç mekan oraya da sokak diyoruz. Bir --- sokak demedik, ama çok ısrar edilirse oraya da sokak diyebilirim.

Ben burada söylediklerimi şu şekilde özetleyeyim; benim en azından mimari çalışmalarda, mimari ölçekteki mekanda söz ettiğim sokak, kentsel sokak kavramına gönderme yapan bir kelime. Yani sokağın dışında başka bir kelime bulamadığım için sokak...

Soru: Ortak kullanım alanı diyebilir misiniz ona? Orada anlaşalım isterseniz.

ST: Olur istiyorsanız ortak kullanım alanı... En azdan bir tanesi, ama en fazla değil. Bu aynı zamanda ortak kullanım alanıdır, ama meydan değildir. Evet linner bir ortak kullanım alanıdır. Ama meydan değildir. Ortak geçiş alanı, ortak duruşa alanı... Mekanları birbirine bağlayan... Ortak diyelim, tamam....

Soru: Aslında tabi buradaki sokak kavramının tanımından kaynaklanan bir ikilem var gibi geliyor. Bilemiyorum müdahale mi ediyorum ama... Sokak sadece bir sirkülasyon alanı değil, özellikle Akdeniz ülkelerinde sokak, sizinde söylediğiniz gibi bir yaşam mekanı... Yani insanlar insanlar kapısının önünde buluşuyorlar. O mekan yaşar hale geliyor, bu Akdeniz ikliminde, bunu görüyoruz. Galiba burası sadece gelinip geçilen bir yer durumunda olmadığı için bir farklı işlevi, orada yaşamayı da içerdiği için, her ikisini birden içeren bir alan bu, gibi geliyor bana... Aslında sokak da denebilir. Örtülü bir mekanın olması da, insanların toplanması adına, toplantı salonun dışarı aköası, onun tekrar devam etmesi adına hoşluklar getirebilir. Tabi güneş önemli bir etkendir, ama onun yanı sıra kar da var. Tabi Ankara’daysanız kar da var. Ama yaşayan ortak bir mekan bu herhalde, güzel bir mekan da olabilir. Ben bir tek şey, eğer sorularınızı biterse, bir tek o kırmızı duvarla iligili biraz açıklık bekliyeceğim. Belki Mete Bey’le birlikte şey ederseniz. O tam bir duvar mı, yoksa... Yani tam bir, kesintisiz binayı ikiye ayıran bir duvar mı, olup olmadığı konusunda anlayamadım. Onu öğrenmek istiyorum. Yer yer delinen bir şey mi, yoksa simgesel olarak bina içinde kesintiye uğrayarak devam eden bir eleman mı? Onu anlayamadım, yalnız... onu da açıklarsanız sevinirim.

ST: Tamam, teşekkür ederim. Getirdiğiniz açıklamalar, hani ortak kullanım sokakala ilgili olarak, söylediklerinize, elbette katılmamak mümkün değil. Mete Bey’e şunu söyleyeyim, bulvar da değil. Sokaktan daha küçüğünü tanımadığımız için, yani... Doğru o yüzden bulvar demiyoruz, sokak diyoruz.

İkinci nokta olarak, hemen iklim meselesine değindiniz. Ona geleyim. Bu bina ’99’da tamamlandı, yani iki senedir kullanılıyor. Ve test edilme olanağı oldu. Ve o iç mekan, gerçekten çok kullanılıyor. Gerek öğrenciler tarafında, gerek başka aktiviteler tarafından... Güneş ışığına gelince, belki oranlardan, belki iç mekanın, o tonozun yönünün konuşlanmasında, her zaman bir güneşli, bir gölgeli taraf oluyor. Yani bir “sunny side of the street” oluyor, bir de “shadow side of the street” oluyor. İklim en azından Ankara özelinde, o rahatsız edici etki burada yaşanmıyor. Zaten konumlar da ona göre oluşturuldu. Hayır, sinire etkisi şu açıdan yok. Tabi bu tür şeyleri ben vaktimiz dar diye slaytları oldukça eledim. Buradaki bir kaç fotograftan, mekanı ve detayları kestirebilmek, oldukça zor. O şeyde, ortadaki tonozda, şurada aslında kapalı bir mekandan açığa geçiş söz konusu... Bu şeylerin, tanozun yarısı, yani dörtte biri bir tarafında, dörtte biri bir tarafında olmak üzere, zaten opaktır. Işık geçirmez. Tonozun camla kapalı olan kısmı, dışarıdadır. Yani insanların daha çok yürüdüğü, oturduğu yerler, sürekli gölge ve korunaklı... ayrıca tonoz, bunu dev bir sundurma gibi düşünebiliriz, tonozun iki tarafı açık, ve tonozun ortası da yırtıktır. O yırtık olan tarafın altında, daha ekildi bu fotografta görülmüyor, ağaçlar vardır. Yani yağmur, tonozun ortasına dizi halinde yer almış ağaçların üzerine yağar. Yani o tonoz sera olmaz, güneş de kapının önünde ne kadar varsa burada var, artı yağmurdan korunuyorum, gölgem var, oturuyorum. Yani oturacak yerim var. Yani sera etkisinden pek söz edilecek bir alan değil. Yani iklim koşullarıyla, sağlıklı yaşayan bir mekan oldu. Yani bu yaşanıp görüldüğü için rahatlıkla söylüyorum. Öbür türlü olsaydı da söylerdim. Burada amacımız eğitim onuca, alınacak dersler var sa doğrusu paylaşmak da isterim.

Kırmızı duvar meselesine gelince, ben orada küçük bir açıklık getireyim. Bu duvar, gerçek anlamda bir duvar. Opak... Kaç metre, on metre yüksekliğinde, bir duvardır. Yere kadar, yani binanın içinde ve dışında. O değil, o sadece bir türlü inşa edilemeyen bir drenaj var. Duvar binanın içerisindeki... Hatta, ben de ona bakayım. Tabi o slaytlardan çok fazla elememiş olsaydım... Bakınız, şurada mesela bkalım. Bu duvarın başlangıcı, o sadece önündeki bir bölüm... Çatı planı, şuradan bakalım. Bakınız, şu o duvar. Ve bu çatıya kadar çıkıyor. Hep aynı duvar. Dışarıya akan kısım da, demin gördüğünüz kısımdı. Bir çatı fotografı görelim. Evet bu... Sadece giriş holünde atlıyor, ve geri kalanın da devam ediyor. Ve yere kadar, duvar duvar olarak gidiyor.

Soru: Bir şey sorabilir miyim? Bu duvarın, bu tarafı kiralık bürolar dediniz. Yani o bir sokak, o koridor, adeta bir sokak olmak zorunda.

ST: Sokak olan bu taraf değil, şu taraf...

Soru: Hah onu sormak istiyorum. Yani duvarın iki tarafında iki dağıtıcı koridor var, öyle mi?

ST: Yok Hayır, hayır değil.

Soru: Peki nasıl devam ediyor?

ST: Nasıl bir şey, şimid dağıtıcı koridor, şu taraf. Tek başına işleyen tarafta. Diğer tarafların girişleri ayrı, çünkü onlar, sırf bağımsız giriş istediler. Ve dışarıdan ayrı bir binaya girermiş havası olsun istendi. O yüzden bu taraf, bu tarafta, dolaşım da pek bir şey kaybetmiyoruz.

Soru: O zaman bir takım gruplar yapıyorsunuz, bağımsız kiralık büro binaları, onalar gidip bu kırmızı duvara dayanıyorlar öyle mi?

ST: Bir çeşit böyle diyebilirsiniz. Senaryo bundan biraz daha komplike...

Soru:  Fiziksel mekanların örtüşüp örtüşmediğini anlamak, ve açığa kavuşturmak için soruyorum. Yani senaryo her zaman hoş oluyor, hep kafamızda onu çok güzel oluşturuyoruz. Yani onun karşılığını merak ediyorum. Şimdi girişler iki yakın noktada demiştiniz hatırlıyorum Özellikle, ana giriş kapısında iki girişin yan yana olduğunu... Hah şimdi burada bakınız burada ana girişiniz var.

ST: Bu bir giriş, bu bir giriş...

Soru: Hah onu anlatmak için söylüyorum. Bu iki binada, ikisi de tamamen kopuk iki bina. Yani bir duvarla hasbel kader yan yana getirilmiş izlenimi ediniyorum ben... Oysa senaryo bunu bir bütünleştirme gayretine yönelik... Halbuki, bir tek kapısı var, bağımsız bir kapısı var. E herkesin tek bir kullandığı taraf var, ana girişte kırmızı duvarın önünden giriyorlar. Sonra bağımsız büro binaları inşa ediyorsunuz, girişleri de yine bağımsız oluyor bunların... Sonra gelip buna entege oluyorlar. Ancak zaman zaman gerek görülüyorsa, planların içinde bu geçişler, diğer tarafa doğru birleşebiliyor. Şimdi buradan baktığım zaman, ben bu binayı tek algılıyorum. Bir tek bina var, ve bir ana giriş var gerçekte. Çok abartılmış bir özenli tek giriş var. O da bu holde gördüğümüz giriş. Şimdi bu kadar kopuk olan binaların, kullanımı açısından da bu kadar kopuk olan binaların, hangi gerekçeyle bu kadar kompakt hale getirildiklerinde bir kararsızlık geçirdim, o nedenle bütün bunları sordum. Onu anlamak için sordum. Yani bir tanesi tamamen serbest, kiralama büro binaları, diğeri ise bir firmaya yapılmış, özel kullanıma açılmış, ve tek defada kulllanılacak, bütün kat planları tek kullanıcı tarafından değerlendirilecek, iki bina... yani neden bunu birtek duvarla bağlama ihtiyacı duyduğunuzu, onu anlamak için sordum.

ST: Şimdi burada söz konusu olan bir bina. Yani bir duvarla böldüğümüz bir bina. Yani iki tane birbirine yapıştırılmış değil. Yani sizde, bu izlenimi uyandırması bence olmulu bir işaret, çünkü kullanıcılarda da aynı izlenimi uyandırıyor. Herkes kendi binasına geldiğini zannediyor. Fakat sonunda yaptığımız tek bir bina... Ölçeğiyle, kitlesiyle, çevreyle ilişkileri açısından ve başka bir takım, diğer ekoomik faktörler açısından da... Sonunda tek bir binadan söz ediyoruz. Fakat, binanın kullanım gereksinmeleri diyeyim, kullanım senaryoları diyelim isterseniz, çünkü bu bina da yaşadığı zaman içinde, ve esnek olmasının doğrusu çok faydalarını gördük, bu vakte gelinceye kadar... Bundan sonra da göreceklerini tahmin ediyorum.

Söz konusu olan bir tek bina var. Değişik ve birbirinden gerçekten çok farklı şekilde kullanılma arzusunda olan, ufak mekanlar manzumesi olan, ama tek bir yapı var. Biz burada bölücü elemanı, birleştirici eleman gibi de kullanmaya gayret ettik, söz konusu bu mekanda...

Şimdi, bir diyoruz form var, kitle var renk var. Renk malzemenin doğrudan uzantısı olmadıkça, örneğin ben bir tuğla duvar örmüşsem o duvarın hala rengini değiştirebilirim doğrusu. Renk, önem hiyerarşisinde diyeyim, üçüncü oluyor. Yani bu duvar diyorum, kırmızı yerine, paslanmaz çelik olabilseydi... Anlatabiliyormuyum, ya da tamamen ahşap olabilseydi... Ya da ccam olsaydı, ama opak cam... Şimdi bu söylediklerimin arasında, bir söylediğim günün değişik saatlerinde değişik ışıklar alıyor dedim, bir belki onda farklılık olurdu. Onun dışında söylediklerimin tamamı geçerli olurdu diye düşünüyorum.

 

Ben sizin sözlerinize katılamıyacağım, şu nedenle, şimdiye kadar söylediğimiz bütün imajı destekleyen şeyler hep renk üzerine kuruluydu, oysa binanın genel görünümü hiç de öyle bir şey yansıtmıyor. Yani bugün imaj üstüne söyledikleriniz, tümüyle renk ağırlıklı bir imaj... Yani yarın, öbür gün birisi onu griye boyadığında, o sizin söylediğinniz ayrım, gün ışığı etkisi, o farklı bina etkisi ortadan kalkacak. Bence bu hayali bir imaj. Teşekkür ederim.

Yalnız griye boyamak derken, hile yapılıyor, niçin; benim verdiğim örnekler, farkındaysanız verdiğim bütün örnekler, ben size bunu mora boyayalım dahi demedim. Boyadan hiç söz etmedim. Renk malzemenin niteliyicisi, ayrılmaz parçasıysa, önemli olabilir dedik. Kırmızı duvarı, hani kırmızıya atıf yaptık, göze çarpan en kolay özelliği o duvarın... Bölücü, uzun lineer duvar yerine, kısaca kırmızı duvar demeyi tercih ettim. Ve bu binanın yapım koşulları içerisinde de, bu malzeme, en..., muhtelif nedenlerden ötürü, en kolay uygulanabilecek malzeme olduğu için bunu seçtik. Anlatabiliyor muyum? Ama o duvar griye boyanmıyor. O duvar ya başka malzemeden yapılıyor, yani binanın tamamında hiç kullanılmayan, ve binanın tamamında, başka yede hiç bulunmayan bir malzemeden yapılıyor, ya da, gri, gri, gri... Bize örnek değildir. Mor olsa bile, yani o da zevk meselesi... Yani bilmem renk konusuna açıklık getirebildim mi? Ama o duvarın gri olmayacağı kesin...

Soru: Orada yaratmış olduğunuz imaj bence hayali... Çünkü ben aslında griyi özellikle seçerek de söylemiş değilim. Çünkü algılanan bir şey yok. Yani siz anlatmadığınız sürece, ben sadece orada bir kırmızı renk olarak görüyorum. İç mekanda göstermiş olduğunuz görüntülerde de yine aynı şekilde, sizin belirlediğiniz o farklılık, ayrım, hiç algılanmıyor.

ST: Amaç bu... Yani amaç diğerinin farkına varmamak. O yüzden çatı fotografını nasıl olsa herkes göremiyecek. Yani binanın içindeyken bu kurgunun farkında değilsiniz. Ve amaçlanan buydu.

Soru: Ben de bir soru sormak istiyorum. Yerleşkenin planlanmasında, ortak mekanların öneminden bahsedildi. ODTÜ’nün planlanmasında, ortak mekanların önemi büyüktü... Bilindiği gibi lineer bir planlama anlayışı var, ve ortada yürüyüş yolu, buna takılan hacimler, birimler vardı. Ve araç yolları, bu ortadaki yaya yollarını çepe çevre kuşatıyordu,  ODTÜ planlamasında... Ve böylece, ortadaki yürüyüş yolu yaşıyor. Ve bu yürüyüş yolunun orta kısmında, kütüphane, MELZA (?) gibi ortak mekanlar yer alıyordu. Şimdi bu son yapılar, bu lineer hatta yapılan yeni lineer hatta gördüğüm kadarıyla araç trafiği tam ortadan gidiyor. Yani bir yürüyüş yolu yok ortada, ve “Ortak mekandan, bu anlamada bahsedebiliyor muyuz?” diye soruyorum kendime... Bahsedemiyoruz gibi geliyor... Acaba aynı anlayış, burada devam ettirilemez miydi? Yani ortak mekanlar, ortak yürüyüş yolu etrafında bu şekillenemez miydi? Bir bu var.

Bir ikincisi de, bu lineer hat, eski lineer hatta tamammen, tam olarak paralel devam ediyor. Acaba, başka alternatifler denendi mi? Örneğin haçvari bir planlama tipi denenseydi, yani bu yeni yapılan lineer hat onu dik kesseydi, böylelikle ortak mekanlar, ortada toplanabilirdi. Ve iki hat birbirleriyle yarışmayabilirdi. Belki burada, topografyanın her halde etkisi önemli, sizin içn bu hattın ortaya konmasında... Bu mu oldu, yani bu yüzden mi paralel bir hat seçildi buna, onu merak ediyorum. Bir ikincisi de tabi kuzey-güney yönü açısından bakıldığı zaman, bir tarafta yolun, bu yolun bir tarafında güneşli, bir tarafında gölgelik alanlar oluşuyor. Bu da istenerek mi yapılmaya çalışıldı, acaba bütün gün, gün boyu güneş alması sağlanmak istendi mi istenmedi mi? Onu merak ediyorum.

ST: Çok meraklı oldu! Aydınlatmaya çalışayım. Aslında bir “e” seçeneği olsaydı, “hiç biri “ seçeneği hemen onu işaretleyecektim. Ama ben ben açıklayayım. Bir ODTÜ Kampus’ü, yani orjinal, gerçek Kampus, sözü edildiği gibi, bir bütüncül bir tasarımdır. İleri de nasıl büyüyeceği de öngörülmüş, şimdi o büyümelerin sınırında bir durum... Sonra bir kavramsal proje çalışması yapılıyor, buradan, bu alanın diyeyim, çok küçük bir parçasının, yapılaşmaya açılmasına karar veriliyor. Anlatabiliyor muyum? Yani burada ODTÜ’ye alternatif bir kampus yapılmıyor. Burada, ne türlü donatılar olacak, işte ortada ne olsun, sağda ne olsun, solda ne olsun, gibi bunlar gündeme getirilmiyor. Burada yapılmaya çalışılan şey, ilk yerleşime açılacak bölgenin, Kampus’e en yakın alan olması, ve daha önce de yapılmış muhtelif vaziyet planı ve imar planı çalışmalarında, böyle bir aksın yer alıyor olması, ve bu aksın bir tarafının konut alanına gitmesi, ve işte üzerinde spor salonu da var... Bu aksın organize edilmesi, bu aksa bir kimlik, bir yapı, bir nitelik kazandırılması... Ve bu sonunda, bir bütün değil, bir bütün cümle değil, belki cümle içinde bir parantez gibi düşünülebilir, bu çalışma...

Aynı bir parantez, nasıl bir üst bütününe bağlıysa, bir üst bütünüyle birlikte anlam buluyorsa, buradaki yapı da onunla anlam buluyor. Yani yönlenme meselesi var ya, bu aks, Kampus’ün genel aksına paraleldir. Çünkü arazi öyle oluşmuştur, dış yolla ilişkiler, Kampus dışı dışilişkiler, ve Kampus’ün genel dolaşım ağı bu şekildedir. Bir tanesi doğru, ya da yanlış ise, bu da aynen öyle...

Soru: Bu eklemelenme içerisinde, örneğin ortak alanlarla hakkında söyleyeceklerinizi merak ediyorum. Yani ortada bir yürüyüş yolu bırakıp, bütün binaları bir araya bağlamak varken, yürüyen bir insan  için bunun yerine, neden ortadan bir araç trafiği geçirilip de, bu ortak mekanlar zedeleniyor. Bana göre zedeleniyor. Ya da size göre bunun açıklaması ne yönde olacak, onun esas şey yapmak istedim.r

 ST: Burada oldukça uzun mesafeleden söz ediyoruz, ve oldukça yoğun araç trafiğinden söz ediyoruz. Bir toplu taşım sistemi mevcut değil, söz konusu alanda... Ve bu tür yerlerde, insanlar özel araçlarını kullanmak zorundalar. Bu Kampus içindeki, bu ekstra trafik yoğunluğu, gerçekten önemli bir tartışma kousu... Ve buna çok sıcak bakmayan, çok sayıda insan var. Ve herkesin de, kendine göre haklı gerekçeleri var, bunun için.

Soru: Gayet tabi.. Zaten bu yüzden araç trafiği çepeçevre yaya akışını sarıyor. Bildiğim kadarıyla 500 metre civarında, 700 metreye yaklaşıyor galiba o lineer hattın uzunluğu... Ama yoğunluklu olarak kullanılan alan 500 metre... Bu da onbeş dakika gibi kabul edilebilirse, bir mekandan diğer mekana ulaşım mesafesi, bu sınırın içerisinde kalıyor, yani bu sınırı biraz geçiyor... Ama yine de ODTÜ’ye gittiğiniz zaman, oradaki yürüyüş yoluna, bunun gün boyunca dolu olduğunu görüyoruz. Özellikle bahar şenliklerinde, müthiş bir yoğunluk yaşanıyor. Acaba bu yeni yapılan aksta bu olacak mı? Ya da bunun olması özellikle mi istenmedi, bir alternatif yaratmasın diye...

ST: Aternatif tabi yaratmasından söz etmek zaten mümkün değil. Biz apayrı kullanımlardan söz ediyoruz, bir tanesi bir üniversite kampusüdür, yoğun öğrenci trafiği vardır, yoğun yaya trafiği vardır, yoğun yayay dolaşımı vardır. Diğeri ise, ofis binaları...

Soru: Teşekkür ediyorum.

Soru: Acaba tarihi bir dokuda, yaptığınız, gerçekleştirdiğiniz bir bina var mı? Onu merak ediyorum. Kümbet dışında... Kümbet’i dinleyemedik, onun nasıl olduğunu... Çok teşekkür ederim.

ST: Hayır. Oldu mu. Çok Teşekkür ediyorum.

Soru: Ben de Ankara’ya geldiğimde muhakkak sizin binalarınızı göreceğim. Çok teşekkür ediyorum.

ST: Ben teşekkür ederim.

Soru: Bu arada İhsan Bey’in mimari mühendis olduğunu söylemek istiyorum bir... İkincisi evet tabi ODTÜ’de çalıştığı için ocakçılık da var. İkincisi efendim, bir şey daha söylemek istiyorum, kentsel bazda, ve ulaşım bazında, kampus konusunda eleştiri getiren arkadaşım, bu konuda doktora yapıyor, İhsan Bey’le... Teşekkür ederim.

Başka soru var mı sorulacak, ama çok bilgilendik, çok teşekkür ediyorum. Var mı soru?

ST: Yok galiba değil mi?... Peki

Soru: Size çok teşekkür ediyorum, geldiğiniz için, katıldığınız için. Sağ olun.