Ana Sayfa

YUNUS ARAN BİRLİKTELİĞİ

"Kentsel ve Çevresel Koruma"

tarih: 
10/26/2005
poster: 
YUNUS ARAN KONFERANSLARI XXIV.jpg
konusmaci: 




"Kentsel ve Çevresel Koruma" 

Tarih: 26 Ekim 2005

Saat: 14.30

Yer: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fındıklı, İstanbul.

 

Yunus Aran Birlikteliği ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü tarafından Mimar Yunus Aran'ın anısına düzenlenen Konferanslar dizisinin 24. konuşmacısı, ‘Kentsel ve Çevresel Koruma’ başlıklı konuşması ile Prof.Dr. Hande Suher olmuştur.

Konuşma 26 Ekim 2005 günü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Oditoryum'unda gerçekleşmiştir.

Konuşmacı hakkında daha fazla bilgi için http://www.yunusaran.org/prof-hande-suher adresini ziyaret edebilirsiniz.


Konuşma Özeti

Konuşma özetine ilişkin bilgi yakında yüklenecektir.

 


“Ülkemizde, Kentsel Planlama, Kentsel Yenileme, Kentsel Dönüşüm Çalışmalarında “Kentsel ve Çevresel Koruma” Öncelikli Hedef Olmalıdır.”

Prof.Dr. H.C. İTÜ, Hande Suher

Sayın İzleciyiler,

YUNUS ARAN KONFERANSI’nda sözlerime başlamadan önce müsaadenizle, kaybedilen bir değerin, YUNUS ARAN’ın anısına, meslek ve bilim yönünden bir yaklaşım getiren bu anlamlı girişim için, öncelikle, ARAN ve GÜRELİ ailelerini kutlar, girişimlerinin başarılı sürekliliğini dilerim. YUNUS ARAN BİRLİKTELİĞİ üyelerini ve siz değerli izleyenleri saygı ve sevgi ile selamlarım. Böylesine bir programa katılmanın onurunu ve sorumluğunu tarafıma yönelten YUNUS ARAN BİRLİKTELİĞİ yönetimine de ayrıca teşekkürlerimi saygı ve sevgilerimle sunarım.

 

1. Giriş

Konuşma konusunun seçiminde, değerli genç YUNUS ARAN’ın meslek öğreniminde hangi konulara öncelik verdiğini, yakınlık duyduğunu, çalışmaların hangi konulara yöneltmek istediğini sorduğumda saygıdeğer annesi Sayın Emine Güreli ve Yunus Aran’ın yakın arkadaşı Mimar Sayın Ercüment Görgül’ün görüşleri ortak bir konuyu vurguladı. Bu da “KORUMA” konusuydu. Bu bağlamda konuyu “KENTSEL KORUMA”ya yönelterek YUNUS ARAN ile de aramızda ortak bir bağ oluşturmağa, onun sevdiği bir konuya yönelmeğe çalıştım.

2. Neden Kentsel Koruma?

UIA 2005- İstanbul Dünya Mimarlık Kongresi İstanbul Deklarasyonu’nda “Toplumların kültürel kimliğini yok etmeyen bir mimarlık ve çevre ögretisi” gerekliliği’ne yer verilmektedir. Yaşanabilir ve mutlu olunan ortamlar yaratmaya öncelik veren belediyeler ve hükümetler” istemi vurgulanmaktadır.

UIA/ UNESCO Eğitim Şartı olarak tanımlanan 11 adet kritere, YTÜ Mimarlık Fakültesince eklenmesi gerekli ve zorunlu görülerek, “Kentsel, doğal ve arkeolojik sit alanları gibi kültürel mirasın korunması yanında, tarihsel- kuramsal- uygulama bilgi ve becerileri’nin varlığı da duyarlılıkla, mevcut kriterlere eklenmiştir.

İnsan yerleşmeleri ögelerini Doğa, İnsan, Toplum, Örtüler ve Ağ olarak betimleyen Doxiadis’in Existics- İnsan Yerleşmeleri değerlendirmesinden geliştirmiş olduğumuz biçimiyle, bizden önce var olan “Doğal Çevre”, Doğal çevre içinde yer alan İnsan ve Toplum ögelerinin oluşturduğu “Beşeri Çevre”ve Örtüler ve Ağ’ını oluşturduğu “Yapma Çevre” oluşumu bize, Doğal çevre içinde İnsan Eliyle Yapılaşmış Çevreyi gösterir. Çevreler arasında karşılıklı bir etkileşim ve birbirini etkime sonucunda, o yerleşmede ayırt edici ögelerle kendine özgü bir “Kent Kimliği” ortaya çıkar.

Özetlemek gerekirse, Kentsel Kimlik ögeleri öncelikle, ister doğal ister insan eliyle yapılaşmış yapma çevreye ilişkin olsun, zaman içinde oluşur, döneminin tanıdığıdırlar. Onlar toplumun, bizlerin belleğidir. Bu bizim Ortak Mirasımız”dır. Sürdürülebilir planlama anlayışı içinde kimlik ögesi olan bu varlıkların yitirilmeden korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması temel görevdir. Ortak mirasımızın kent rantına kurban edilmesine, hovardaca harcanmasına rıza gösteremeyiz. Bu temel ilkeden hareket edilerek geliştirmeğe çalışılan bu konuşmanın hazırlanması sırasında kentsel yenileme, kentsel dönüşüm projeleri adına 2005 yaz ayları içinde arka arkaya çıkan haberler; (ı). Tüm koyların turizme ve kullanmaya açılması, (2). “İstanbul Radyoevi’nin yıkılarak yerine bir otel yapılması, (3). İstanbul Haydarpaşa Garının otel ve iş merkezine dönüştürülmesi, (4). AKM’nin yıkılarak yerinde iş ve kültür Merkezi inşa edilmesi. Sivil toplum örgütleri ve medya’dan alınan destekle karşı fikirlerin gerekçelere bağlı olarak açıklanmasıyla bu yıkımlar karşılanmağa çalışıldı. 23 Ağustos 2005 günlü Vatan Gazetesinin Vatan 34 ekinde, İstanbul’da yapılan bir anket soruşturması ile, %68.0 oranında “AKM Yıkılmasın, Bu haliyle kalsın” diyenler yanısıra %32.0 oranında, “Yıkılsın Tekrar Yapılsın” diye verilen yanıt, hazin ve üzücüdür. Bu örnekler, “Kentsel Koruma” ve “Ortak Mirasımız” için titizlik göstermemizin giderek ağırlık kazanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Giderek artan bir umursamazlıkla, kültür ve doğa varlıklarının kısa süreli bir rant anlayışı içinde kaybolmasına, olayın sadece ekonomi çerçevesinde kar’ dönüşmesinin gündeme egemen olmasına alışmamalıyız. Korunmaları gereğini gündemde tutmalıyız. Bu varlıklar bizim zenginliğimizdir. Harcanmamalı, sadece kendi kuşağımız için değil, gelecek kuşaklar için korunmalıdır.
3. Genel Şehircilik Planlama Çalışmaları ve Bu Bağlamda Kentsel Koruma Çalışmaları Kim İçin Yapılıyor

Kültürel Miras’ın en başat unsurlarını “kentsel miras” ve “kent kimliği” oluşturur. Temelde, kültür varlıklarını ve kültürel mirası korumak öncelikle bir kamu görevi ve kamu yararı bir tasarruftur (Şahin İ., 1999). Şehircilik çalışması bir kamu hizmetidir. Bunu saptayabilmek için kent ölçeğinde yapılan çalışmalarda “Kim İçin Çalışılıyor” sorusunu yöneltmek yerinde olur. Kimin adına çalışılıyor? Kent Planlama, genel deyimle şehircilik çalışmaları, bir sınıf, bir zümre, bir firma, bir şirket için yapılmıyor. Bu çalışmaları yürütmekle görevli kent plancısı, kentsel tasarımı geliştiren mimar, kent alt yapısını oluşturan mühendis, doğa düzenlemesini yürüten peyzaj mimarı için de yapılmıyor. Görevlileri ölümsüz kılmak için de yapılmıyor. Tüm bu görevlilerin kişisel heveslerini tatmin içinde yapılmıyor. Doğrudan doğruya kentli, kent halkı için çalışılıyor ve kent halkına bir hizmet sunuluyor. Sayın Ord. Prof. Sadık Sami Onar’ın tanımıyla, Kamu Hizmeti “...... Belediyeler, Yerel Yönetimler veya bunların gözetim ve denetimi altında genel ve ortak gereksinimleri karşılamak ve kamu yararını sağlamak için uygulanan ve halka sunulmuş olan sürekli ve düzenli etkinlikler”dir. (Onar, 1960)

Böylece Genel deyim içinde kentsel planlama çalışmalarının bir kamu hizmeti olduğu açık bir biçimde görülüyor. Geçen yıllarda, İstanbul’da bir toplantıda bir üye gazetecilere verdiği demeç’de “Koruma da nedir ki her şeyi piyasa halleder” demişti. Bu liberal anlayışın çerçevesi içinde, elbette kültürel miras, kentsel miras, kent kimliği, ortak mirası değerlendirme ögelerinin yer alamayacağı kolayca anlaşılabilir. Piyasa, özellikle uluslararası piyasanın ilgi alanı genelde alt yapıları güçlü kentlere yöneliktir. Özellikle İstanbul gibi yüzlerle yıldır üstün çevresel verileri ile rağbet görmüş kentsel yerleşmeleri ortak mirasımızı, kültürel mirasımızı, doğal üstünlüklerimizi kent rantı yağmasında korumak, sadece yerel boyutta değil, bölgesel, hatta ülkesel boyuttan da ileri evrensel boyutta yankı bulması gereken temel bir görevdir.

4. Konunun Gelişimine Yardımcı Örnekler

Doğa ve kültür varlıklarını, tarihsel gelişme sürecinde kazanılmış ortak mirası, zaman içinde oluşmuş kent kimliğini korumak ve onları kayba uğratmadan gelecek kuşaklara aktarmayı hedefleyen ülkelerin kentlerinde, imzalanmış uluslararası anlaşmalarla güçlendirilmiş bir koruma önceliği vardır. Kent planlamanın her boyutunda kentsel yenileme, kentsel dönüşüm çalışmalarında kentsel koruma ilkelerine uyulur.

Ancak üzerinde özellik durmak istediğim iki örnek, Doğal ve Beşeri Çevrenin etkileri altında, İnsan Eliyle Yapılaşma Çevre’nin Dönüşüm ve Yeniden Yapılanmasında rol almış, ancak çevreler arası ilişki ve etkileşim yönünde bir diğerinden çok farklı iki kent planlama çalışmasıdır. Bu çalışmalar, 2.Dünya Savaşı öncesi Berlin’de yeniden yapılanma projesi ve 2.Dünya Savaşı sonrası Varşova kenti yeniden yapılanma projeleridir. Bu örneklere TMMOB. MO. 50.Yıl Sempozyumunda 10 Aralık 2004 günle “Mimarlar Odası Kamu Yararı ve Toplum Hizmetinde” ad ve konulu bildirimde (Suher, 2004) ilk defa yer verdim. İstek üzerine, 2005 yılında, İTÜ Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlaması Bölümünde Şehircilik Anabilim Dalı Seminerinde, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Mühendislik – Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü ve Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü ortak Seminerinde ve KTÜ Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlaması Bölümü seminerinde değişik bakış açılarından geliştirmiş olduğum konularda bu iki örnek söyleşilerde görüşme ve tartışmaya açılmıştır.

4.1. Berlin’de İkinci Dünya Savaşi Öncesi Yeniden Yapılanma Girişimi Örneği

İkinci Dünya Savaşı öncesinde Berlin’de dünyanın merkezi olarak tasarlanmış bir Yeniden Yapılanma projesi hazırlanıyor. Mimar A. Speer. Speer’in savaş suçlusu olarak mahkumiyet süresi içinde hazırlamış olduğu “Inside the Third Reich- 3. Reich’in içinden ve Spandau: The Secret Diaries- Spandau. Gizli Günce kitaplarından algıladığım biçimiyle A. Speer, iyi eğitim ve öğrenim görmüş, iyi yetiştirilmesine çaba gösterilmiş bir entelektüel, teknokrat ve mimar. 3. Reich ve Nazi hiyeraşisi içinde Hitler’le yakın bir dostluk halinde 1933-1945 yılları arasında güçlü ve olağanüstü bir yere sahip olmuş.

A. Speer’in, 3. Reich’in İçinden kitabından bilgilenme ile baba tarafından büyükbabasının Dortmunt kentinde neoklasik binalar inşa eden, tanınmış ve güçlü bir mimar, babasının da 1842 yılında 28 yaşında kendi mimarlık bürosunu kurmuş ve Mannheim kentinde döneminin en çok iş yapan mimarlarından biri olduğu anlaşılıyor.

A.Speer, Almanya’da üst-orta sınıf bir aile çocuğu olarak, sağlıklı olmasına itina edilen ve sosyal zorunlulukları olduğu inancı içinde yetiştirilen bir çocuk. Okuldaki başarısı çok yüksek, Matematik öğretimi almak istiyor. Babası pek yatkın görünmüyor ve o da, ailede 3. kuşak mimar olarak, baba mesleği mimarlığı seçiyor. Bu dönemde de çok başarılı bir öğrencidir. Öğrenimini tamamladıktan sonra, kısa bir süre içinde 25 yaşında Hitler döneminin baş mimarı, 28 yaşında savaş içinde 1940 yılında 3. Reich Silahlanma Bakanıdır. 12 yıl Hitler’le beraber çalışıyor ve giderek yakın çevresi içinde ondan sonra gelen adam olarak yer alıyor.

A. Speer savaş suçlusu olarak yargılandığı Nürnberg Mahkemesinde suçluluğunu kabul eden tek kişidir. 20 yıl hapse mahkum olur. İdam edilenler dışında 6 mahkumdan biri olarak Berlin Spandau’da mahkumiyet süresini doldurur.

Düşünüyorum ki, Berlin’i Avrupa’nın merkezi olarak hedefleyen Hitler, bu tutkusunu, belki de, dedesi ve babası’nın mimarlık uygulamalarından daha büyük, daha görkemli yapılaşmaları hedefleyen Speer’in mesleki tutkusu ile yürürlüğe geçirmektedir. Her uygulama konusu, ilkesel olarak, önceki uygulamalardan daha büyük, daha yüksek, daha geniş, daha görkemli olacaktır. İktidarın gücü ve kudretiyle, aşırı mesleki tutku birleşmiş kanımca. Ancak, aşırı mesleki tutku ve büyüklük kompleksi, mimar’a yetişme sürecinde aldığı sanılan sosyal zorunluluk önceliğini ne yazık ki tümüyle unutturmuşa benziyor.

Savaş öncesi Berlin’in yeniden yapılanma projesinde çalışmalarda Avrupa’da bilinen, tanınan, prestij binaları model alınır. Ancak onların yapılaşma özelliklerinin aşılması hedeftir. Örneğin, Roma’daki St Pierre Kilisesi’nin kubbe çapının aşılması esastır. Böylece düşünülen kongre binası toplantı salonunun kubbe altında çapı daha geniştir. Bu toplantı binasını dengelemek üzere bir Zafer Anıtı düşünülür. Paris’teki Meçhul Asker Anıtından daha yüksek olmak üzere; 99.0 m yüksekliğinde.

Roma, Paris Viyana gibi imparatorluk başkentlerinin yapılaşma özelliklerini veren kubbelerini daha geniş tutulması yanı sıra, yaratılan yeni aks’da yol genişliği model alınan yollardan daha geniş olacaktır. Örneğin Paris’teki Champs Elysee’den daha geniş Kongre binasının tümüyle sağır olan öncephesinde halka hitap etmek üzre düşünülen balkon zeminden 5 kat irtifada yerleştirilir. Böylece, kanımca, Hitler’in halka hitabında herhalde gökten gelen bir vahiy gibi algılanması olanağı düşünülmüş olmalı. Bu kesinlikle bir egemenlik ifadesi gösterisidir.

Tüm bu uygulama biçimi, herhalde tartışmasız, denetimsiz, genel planlama ilkelerinden, doğal, beşeri ve insan eliyle yapılaşmış çevre verilerinden, var olan kültürel değerlerden bağımsız, sadece mesleğine aşırı bir tutkuyla bağlı bir mimarın iktidar gücü eşliğinde çalışmalarını göstermektedir. Hedef yeni bir kent kimliği, geçmişini kazıyarak, tarihe gömerek, iz bırakmadan ortadan silerek yeni bir kent kimliği yaratmaktır. Çevreye saygısız bir proje. Çevre için bir kazanım değil, kayıp getirmektedir. Bir egemenlik gösterisidir.

 

4.2. Varşova’nın Yaşama Kavuşturulması Örneği

Varşova’nın bombardımanı 1930 Sonbaharındadır. Berlin’de Speer, Hitler ve Goebels ile beraber filmini seyrederler. Dumanlar, infilaklar, hedefine ulaşan bombalar. Yanan, yıkılan Varşova, özellikle tarihsel çekirdek Varşova’nın yıkımı Berlin’de böyle karşılanırken, diğer yandan Varşova’yı korumak isteyen kadro heyecanlı anlar yaşamaktaydı. Varşova, orta çağ dönemi kent merkezi, eski kent bölgesinin tüm binaları, şatosu, sokakları, kilisesi, damların üzerindeki rüzgar güllerine, yön gösteren horozuna kadar rölöveleri tüm ayrıntıları ile hazırlanmış, yazılı çizgili belgeler, fotoğraflar, düzenlenmiş ve hazırlanan belgeler çelik sandıklara konarak toprağa gömülmüştür. Mimarı büro şefi Mme Skibinievska, Prof. Z.Skibinievski’nin eşi, çoğu kadın görevlilerle, genç azimli ve istekli genelde mimar yardımcıları ile bu işi başarmıştır. Dantel, el oyası vb. işlemeğe yatkın kadın ellerinin restorasyonda daha başarılı çalışmalar yaptığına inanılıyordu. Tüm negatif sosyo-ekonomik ve teknolojik koşullar içinde bombardımanlarla taş taş üstünde kalmayan kent dokusu. Alman ordularının tüm araç-gereç ve tank, top gibi ağır silahlarla Rusya’ya doğru geçişi, sonra ricat halinde dönüşü, onları izleyen Rus ordularının Varşova’dan gene tüm ağır silahlar ile Berlin’e doğru geçisi ve sonra ülkelerine dönüşü Varşova Kent dokusunu tümüyle ortadan kaldırmış, ortada büyük bir yıkıntı kalmıştı. Savaş sona erince, çelik sandıklar gömüldükleri yerden çıkartıldı. Sabırlı bir çalışma ile Varşova eski kent merkezi, orta çağ dönemi kent çekirdeği şatosu, duvarları, sokakları, evleri, kilise ve tüm binaları rölövelerine uygun bir biçimde restore edilerek yeniden, belgelere göre inşa edildi. Kentin günlük yaşamıyla bütünleştirilerek yaşama geçirilmesine olanak verildi. Kentsel işlevler genelde halkın kullanımına açık ve uygun işlevler olarak meydan çevresinde yer almış, merkezin tüm binaları geleneksel konut bölgesi olarak geliştirilmiştir. Varşova kentinin tahrip olan diğer bölümleri çoğunlukla çağdaş mimarlık anlayışı içinde inşa edilmiştir. Eski kent merkezinin böylece yeniden yaşama kavuşturulması, yenilenmesi sağlıklı bir çevresel dönüşüm getirmiştir. Çevresel kayıpları bir çevresel kazanıma dönüştürülmüştür. Savaş sonrası her türlü yokluğa karşın kültürünü koruma azmi, Varşova örneğinde en önemli ürününü vermiştir. Bu tutum karşısında saygı duymak ve tüm emeği geçenleri saygı ve sevgi ile anmak gerekir.

5. Sonuç

Ülkemizde, hızlı nüfus artışından ve iç göç hareketlinden kaynaklanan kentleşme sanayileşme sürecinde ve sınır tanımadan yaygınlaşan küreselleşme sürecinde görevimiz ağırdır. Kentlerimizin doğal, sosyo-ekonomik ve insan eliyle yapılaşmış çevre verilerini, özetle doğa, kültür varlıkları ve tarihsel gelişme sürecinde kazanmış olduğu kent yapısını, kent kimliğini, özetle ortak mirasımızı, kültürel mirasımızı büyük kayıplara uğramadan koruyabilmek, kanatlarını açarak, sınır ve sistem tanımadan tüm dünyayı sarmakta olan liberalizm içinde değil, planlama içinde aranmalıdır (Suher, 1998). Özellikle, genç meslekdaş adaylarımızın da umutla onlardan sorunlara çözüm getirmelerini bekleyen toplum için, tarihsel gelişme sürecinde kazanılmış kent kimliğine yabancı ve çıkarcı plansız gelişmelerin yanında değil, Varşovalı mimarlar gibi, özdeğerlerine, kültürel mirasa sahip olma bilinci ile çözümler üretecekleri inancındayım.

Kanımca, var olan kültür varlığını yıkarak kentsel belleği kazıyarak, topluma ancak, tek seçici ve ne denli egemen olduğu gösterilir.

Berlin’in yeniden yapılanması projesinin sonunda ulaşılacak Berlin’in eşsiz yapılaşması ile Paris’in bir gölge gibi kalacağından ötürü yıkılmasının da bir sorun yaratmıyacağı Hitler tarafından ifade edilebilmiştir. (Speer- 1971)

Bu ibret dolu ifade, demokratik olmayan bir yönetimde yıkım’ın ne denli kolay olduğunu gösterir. Demokratik yönetimlerde ise durum seçeneklerle tartışmağa getirilir ve çözüm üretilmeğe çalışılır. Kent halkı, sivil toplum kuruluşları, yazılı, görüntülü yayınlarla medya, meslek odaları, akademsiyenler, yazarlar, sanatçılar konuyu sahiplenerek özgürce öneriler geliştirirler. Böylece gündeme oturur. Öncelikle hedef yıkma değil dönüşle, koruma öncelikli hedef olmaya başlar.

İnanıyorum ki, Sayın Turgut Özakman’ın deyimiyle, “Şu Çılgın Türkler”in ve adını anımsayamadığım Sayın İngiliz gazetecisinin değerlendirmesiyle “Son Dakika Efendileri” olan Türkler’in, ortak mirasımızın, kentsel simgelerin harcamasına izin vermeyeceğine candan inanıyorum.

UIA- 2005 İstanbul Deklarasyonunda belirtildiği gibi, “Kentleri mimari içeriğinden uzaklaştırarak, mekanik üretim ve tüketim merkezleri, hatta para basma makineleri olarak gören küresel politikaların” değil “Toplumların kültürel kimliğini yok etmeyen bir mimarlık ve çevre öğretisi”nin değer kazanacağına inanıyorum.

Bilim ve meslek ortamında, sivil toplum örgütleri ile bütünleşerek, karşılıklı anlaşma içinde, ikna ederek geliştirici bir yaklaşımla, “kentsel ve çevresel koruma”nın da bir temel ilke olarak yerleşeceği inancını taşıyorum. Kesinlikle inanıyorum ki, böylesine bir iş birliği ile, “kentsel ve çevresel koruma”,  planlama çalışmalarında öncelikli hedef olacaktır.

Sözlerime son verirken sizlere teşekkürlerimi sunar, saygı ve sevgi ile selamlarım


Prof. Dr.h.c. İTÜ HANDE SUHER

Y.Mühendis-Mimar, İTÜ, 1951

 

Kaynakça

Onar, S,S. (1960) İdare Hukukunun, Umumi Esasları, Birinci Cilt, İsmail Akgün Matbaası, 1960, İstanbul.

Speer, A. (1971) Inside the Third Reich, Sphere Boks Limited, Londra.

Suher, H. (1988), Kent Planlama’da Kamu Yararı Kavramı, Bodrum, 1/5000 ölçekli Revizyon Nazım İmar Palanı Sempozyumu, 14.08.1988, Bodrum.

Suher, H. (2004), Mimarlar Odası Kamu Yararı ve Toplum Hizmetinde, TMMOB-MO 50.Yıl Sempozyumu, 09-10.Aralık.2004 Ankara.

Şahin, İ., (1999), Türkiye’de Kentsel Koruma Politikalarının Gelişimine Yardımcı Bir Yöntem Denemesi, Örnekleme: İstanbul Tarihi Yarımada, Doktora Tezi İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, s.240, Nisan 1999, İstanbul.

UIA, (2005) İstanbul Deklarasyonu, Dünya Mimarlık Kongresi, 13.07.2005 İstanbul.