Ana Sayfa

YUNUS ARAN BİRLİKTELİĞİ

"Spor Kompleksleri ve Aktüel Projeler"

tarih: 
10/23/2007
poster: 
29-METEARAT.jpg
konusmaci: 

 

 

“Spor Kompleksleri ve Aktüel Projeler”

Tarih: 23 Ekim 2007

Saat: 14.30

Yer: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fındıklı, İstanbul.

 

Yunus Aran Birlikteliği ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü tarafından Mimar Yunus Aran'ın anısına düzenlenen Konferanslar dizisinin 29. konuşmacısı, “Spor Kompleksleri ve Aktüel Projeler” başlıklı konuşması ile Mete Arat Kuban olmuştur.

Konuşma 23 Ekim 2007 günü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Oditoryumu'nda gerçekleşmiştir.

Konuşmacı hakkında daha fazla bilgi için http://www.yunusaran.org/mete-arat adresini ziyaret edebilirsiniz.

 

Konuşma Özeti

A-Spor Kompleksleri:

Tasarım yaklaşımları ve fonksiyonlar

Örnekler: Arena Leipzig (çok maksatlı + atletizm -12.000 seyirci)

Arena Oldenburg (basketbol + hentbol – 3000 seyirci)

Porsche - Arena Stuttgart (çok maksatlı + buz hokeyi – (6000 seyirci)

Gottlieb – Daimler stadyumu  (54.000 seyirci)

B-Aktüel diğer bir proje:

Örnek: Dubai Central Library – Uluslar arası yarışma ve 1. ödülü

C-Teorik birkaç yorum:

Karşılıklı ilişkiler

Form – Fonksiyon – Form

İçerik – Mekan – İçerik

D-Yanlış mimari nasıl tarif edilebilir

 

 

"Spor Kompleksleri ve Aktüel Projeler"

Y.Mim. Mete Arat

 

Değerli Meslekdaşlarım, talabeleri de ona dahil ediyorum. Onlar da meslekdaşımız. Başlangıçta, üç nokta var, onun için sizlerden özür dileyeceğim. Bir tanesi daha çok talebe ağırlıklı bir topluluk olacağını söylediler bana… Onun için ben de, daha ziyade bir ders şeklinde, bazı şeyeri anlatmaya çalışacağım. İçimizde ama çok tecrübeli mimar arkadaşlarımız var. Bazı şeyler, onların canlarını sıkabilir. Yani bildikleri şeyleri bir defa daha tekrar edersem, beni mazur görün.

İkincisi, lisan mevzusunda bazı zorluk çekebilirim. Çünkü, 1959’da ben Almanya’ya gittim. Talebe arkadaşlarımızın, çoğu daha dünyada yoktu. O zaman İstanbul’da başka türlü bir Türkçe konuşuluyordu. Sonra yavaş yavaş, yenilendikçe lisan, bazı şeyleri öğrendik ama, öyle bir karışım oldu. Bazı zaman eski, eski sayılabilen kelimeler söylersem, beni af buyrun. Bir de üstüne Almanca girdi. Öyle yani bir karışıklık olursa, ondan da beni, mazur görün onun için de…

Bir üçüncüsü de, bugün burada benden bir mimari teori falan beklemeyin. Ben bilim adamı değilim. Diğer taraftan bütün tecrübelerimiz hep yarışmalar, uygulamalar üzerine oldu. Bunun üstüne bir problem daha var. Teorilerin de enflasyonu olmaya başladı son zamanlarda… Bu enteresan da bir mevzudur, bunun üzerine çok da konuşulabilir. Ne bileyim, böyle her son on senede bir, yeni bir akım çıktı. İşte Post-Modernizmus, bilmem Deconstrüktivismus, Minimalismus, ismuslar gide gide artmaya başladı…

Bu bir defa, teori mevzusunda bir enflasyon olduğu için, bu mevzuarda konuşmayı zorlamaya başladı. Yani hani insan neye inanacağını bilemiyor. Onun üzerine, bizim alman arkadaşımızın çok güzel  söyediği gibi, ‘kanarya kuşları’ çıktı. Kanarya kuşları kim, bunlar bir takım şu anda, dünya çapında her tarafta inşaat yapan, Çin’den bilmem Amerika’ya kadar, şuraya kadar, büyük isimler, işte Norman Foster, Renzo Piano, bilmem Zaha Hadid falan gibi… Bir takım Hollandalılar var, Koolhaas… Bilmem İtalyanlar var, Jean Nouvel var… Bir takım böyle kanarya kuşları çıktı. Şimdi bunlar da işin içine girince, git gide teori mevzusunda konuşmak, zorlaşıyor. Onun için benim anlatmak istediğim mevzularda, teori tarafından kaçıp da daha ziyade, nasıl bir tasarıma, ‘namuslu’ bir şekilde… Ben ‘namuslu’ diyeyim, yani daha realist bir şekilde, daha ziyade nasıl yaklaşılabilir. Bu da belki bizim, belki benim Almanya’da meslek hayatımın gelişmiş olmasından oluyor. Çünkü bu kanarya kuşlarının arasında, dikkat ederseniz hiç Alman yoktur. Sebebi, orada biraz da bu fonksiyonalist görüşü biraz daha fazla ‘egzajere’ etmiş olmalarıdır, eğitimde, tahmin ediyorum. Mesela, acaba güneylilik mi, kuzeylilik mi? Onun da farkları olabilir. Hani bir İtalyan belki daha mı, böyle hislerine kapılarak daha iyi formlar mı yapıyor, falan... Bunun hiç bir şeyle alakası yok. Norman Foster da İngiliz mesela…

Şimdi böyle karışıklığın içinde, ben tabiki dedim ki, analtmak istediğim şeyi bir yere toplayayım. Nasıl bir tasarıma, bazı parametrelerden yaklaşılabilir. Bizim zamanımızda tabi çok kolaydı. Bir Le Corbusier vardı, bir Frank Lloyd Wright vardı, bir de Mies van der Rohe... Bunları bilirdik, büyük yaptıkları binaları bilirdik. Ne istediklerini bilirdik. Biraz da hocalarımızın tesiriyle falan böyle bir yola girmiştik.

Şimdi ama, gençleri de bilhassa düşünerekten söylüyorum. Devamlı surette, medyadan ünler, her gün yüzlerce vizyon üstümüze gelmeye başladı. Bir de bunun da verdiği teori sıkıntısı var. Hani ne doğru, ne yanlış? Hepsi güzel gözüküyor. Fakat, bunlar ne dereceye kadar realist projeler, bizim işimize nasıl yarayabilir kendi mesleğimizi yaparken. Yani böyle bir nasıl diyeyim, desoryantasyon diyorum ben ona, böyle bir oryantasyon ve yönünü bulmakta zorluk çekmek var. Bu bilhassa gençler için çünkü, şimdiye kadar mesleki tecrünesini edinmiş arkadaşlar, belirli bir yolu bulmuş gidiyorlar. Biz de aynı şekilde. Fakat gençler, bütün hepsiyle karşı karşıya geliyor birden bire… Acaba ne doğru, ne yanlış, ne hakikaten iyi, ne hakikaten değil, bunu ayırt etmesi çok zor. Onun için, burada aramızda çok hocalar da var. Allah onlara kolaylık versin. Bir yerde onları nasıl ayıklarlar, nasıl yaparlar, nasıl yönlendiririler… Gittikçe eskiden, bugüne doğru yani zorlaşmakta.

Ben biraz evvel acayip bir kavramla başladım. ‘Namuslu Proje’ dedim, namuslu mimari, bu ne demektir. Ne demektir? Yani gayet de rasyonel olarak şöyle düşünmek lâzım, her proje bir ödevdir. Bir ödev… Verilen şartları vardır, hedefleri vardır. Bunu çözmek, üretmek… Yani büyük vizyonlar bir tarafta... Başlarken, öyle vizyonlardan falan hareket ederek değil de, bilhassa spor komplekslerinde, biraz sonra geleceğim, bunu bir ödev olarak görmek. Bunu en iyi şekilde nasıl çözerim? İçinde yaşayan insanlar için yapıyoruz, yaptığımız binaları… Onların ileride bu bina içinde acaba rahat mı yaşayacaklar, kendilerini mesut hissedicekler mi, etmeyecekler mi? İnsana dönük bir sanat olması lâzım,  bir uğraşı olması lâzım mimarinin… O, çok mühim şeylerden biri… Bir de, başlarken bir projeye, taklitçilikten kaçmak. Hani işte o, bilmem kim şöyle yaparmış da, onunki, onun yaptığı bina şöyleymiş falan… Bunları tamamen kafadan atıp, o ödevi çözmeye şey yapmak. Yani ben buna namuslu mimari dedim. Kendi kafamdan, böyle bir şey buyurdum.

Bunun yanında, sadece fonksiyonel olarak değil, tabi form problemlerinde, yan… Bu mevzuya da ileride dokunmak istiyorum. Form problemlerinde, tamamen kafadan çıkartmış olmak demek değil. Fakat bir şeyi çözmeden, bazı böyle şeylerden esinlenerekten, şöyle bir şey yapayım, şöyle bir şey yapayım diye, formu daha ödevi çözmeden, gözünüzde canladırmaya kalkmayın. Gayet de soğuk kanlı bir şekilde, parametrelerini yerine getirmeye çakımak lâzım. Yani, dilimin döndüğü kadar, bunları size anlatmak istedim.

Şimdi gelelim spor komplekslerine… Spor kompleksleri nasıl binalardır? Yani bir özellikleri var. Spor komplekslerinin en büyük özelliklerinden biri, çok sayıda insan bir anda geliyor gidiyor, belirli bir etkinlik için… Yani öyle yererdir ki, sırasında, 50 bin kişi gelecek, 50 bin kişi de gidecek. E tabi bu ne tiyatroya benzer, ne bir otele benzer, konuta hele hiç benzemez. Yani böyle bir, kütle hareketi bir yerde, bir anda gelip, gidiyor. Yani öyle bir şey yapacaksınız ki, bütün bunları çözmesi lâzım…

Sonra buraya gelen insanlar genelde, orada heyecan verici şelerle karşılaşıyor. Yani duygulara hitap eden etkinlikler oluyor orada, gol oluyor, olmuyor, elinden kaçırıyor topu bir şey oluyor. Bağıranlar, çağıranlar… Yani sakin bir topluluk da değil, 50 bin kişi… O 50 bin kişi hareket halinde, şey bir topluluk… Bu tarihte de öyle, Eski Roma’yı, Eski Bizans’ı alın, ihtilaller falan da orada çıkıyormuş, biliyoruz. Eski Roma… Yani bu öyle bir görüntü ki, yani bir fenomen, insanların buna ihtiyacı var bir yerde, bu etkinliklere… Böyle bir hareketli insan kütleleri bir de o 50 bin kişilik...

Şimdi zamanımızda bir de medya çıktı. Medya aracılığıyla, bilmem dünyanın her tarafına, milyonlarca insana orada olan şeyi bir de göstermek var. Yani o da şey bir şey, zor bir şey... Bir anda öyle bu şeylerde, dikkatli olmak lâzım. Seyircilerin sonra emniyet problemleri var, trafik problemleri var. Binaların teknik problemleri var. Çok mühim bir şey... Mesela düşünün ki, bütün dünyaya verilen bir maç, maç veya bir baketbol maçını, birden bire teknik bazı sebeplerden yayınlanamaması. Elektrikler söndü, en iptidai bir şeyi söylüyorum. Onun için teknik mevzuda da, o etkinlik esnasında dört dörtlük işlemesi lâzım bu spor şeyinin... Tabi sporcuların, medyanın girişleri falan filan bunların da daha iyi olması lâzım.

Sonra son zamanlarda, spor kompleksleri şey de oldu, yani bir iş yeri haline de geldi. Mesela, bir takım kulüpler ya da belediyeler, bu sattıkları yerlerle, localarla, şunlarla, bunlarla, oradaki catering, büfeler şunlarla falan, aslında bir de şey de, işyerleri olmaya başladı. Yani bir yerde sadece insanlar bir şey seyretmiyor, orada başka şeyer de oluyor. Şimdi bu spor komplekslerinin projerlerine başlarken, aslında basit bazı şartlar var. Çünkü bu her forma uymayan bir şey. Çünkü bir yerde spor sahalarının bir defa hepsini başka bir büyüklüğü var.

 

Yani oradan başlayalım. Adım adım, çok büyük şeylere gitmeden, ona bir defa şey yapmak lâzım. Şimdi gördüğünüz gibi, beyzbolu da çizdik, çünkü onun stadyumu mesela üçgen… Yanı normal bir stadın içine o sığmıyor. Futbol sahasının büyüklüğü çok, 105 m’ye 68 m… Buzhokeyi 60 m’ye 30 m… Baketbol, el topu, tennis… Çeşitli büyüklükler var. Şimdi bir spor salonunu yaparken, mecburen o büyüklüklerin onun içine sığması lâzım. Yani, tekrar ediyorum, çok büyük adımlar atmaktan ziyade, bir yerde, bu fonksiyonların en iptidaisi sahaların, yani içinde olacak etkinliğin, spor kompleksi ismi, bunun verdiği bazı parametrler var. Bunlardan en birincisi, sahanın büyüklüğü. Yani ne için yapılıyor, futbol şeyi mi, yoksa büyük spor salonu mu? İçinde buzhokeyi oynanancaksa onun saha şeyi. E mesela eltopu bunun içinde oynanır, ama büyüklüğünü ondan küçük yapamazsınız.

Büyük seyirci kütlelerinin olduğu yer dedik. Kapasite mevzusu… Bir bin kişilik stad başka, 6o bin kişilik stad başka. Veyahut spor salonu, beş bin kişilik spor salonu başka, oniki bin kişilik salonu başka… Bu da bir parametredir. İlk başta bunu bilmezseniz o çözüm olmaz. Ben yani böyle basit şeyleri anlatıyorum, fakat bunların başında, bir yerde masaya konup, bunlara göre çözüme gitmek lâzım.

Seyircilerin görme konforu, çok mühim şeylerden bir tanesi… Mesela böyle etkinlikleri olan spor komplekslerinin ilk elemanı nedir, tribünleridir. Yani tribünlerde bu şeyin, buradaki seyircilerin, belirli bazı şeyeri vardır. Mesela bir futbol stadında, seyircilerin önünde oturan adamın kafasından, yan çizgiyi görme şeyi vardır. Başka spor dallarında da öyledir. Yani bir yerde oturup da o aşağıda olan şeyi göremezsen, o zaman iyi çözüm olmamış olur.

Şimdi bir de, böyle bir parameter vardır. Bütün bu parametreleri bir araya koyarsak, dikkat edin burada mesela bir kesit görüyorsunuz, belirli bir tribünler gelişmesi çıkar. Daha küçük bir şey olsaydı, mesela, pardon, daha küçük bir stadyun olsaydı mesela, burada bitebilirdi tribünler… Kesiti gösteriyorum. Fakat büyük bir stadyum olduğu için, birden bire, şekli daha da değişmiş oldu. Şurada gördüğünüz şeylerle... Bunun ölçüleri vardır, bir yerden göz hizasından öbür tarafa, bilmem 12 cm’den şey olmayacak, 9 ile 12 cm arasında değişir, falan filan… Gibi bir takım detaylar. Bunların hepsini görerekten, böyle de bir saha, böyle de bir seyirci kapasitesi görerekten, orada belirli bir kesit anlayışı çıkmaya başlıyor, yani kesitin geometrisi çıkıyor. Bu da bir defada olmaz. Biraz denemek lâzım. Yani tık diye hepsini koydum çıkacak diye değil, biraz böyle, biraz böyle oynanabilir, bazı toleransları vardır.

Şimdi büyük, bu karakteristiklerden bir tanesi de, bu spor sahalarının, büyük satıhlar olması… Yani ortasına bir kolon koyamazsınız. Yani ne demektir, büyük açıklıkları olan binalar… Spor tesisleri büyük, başka türlü konstrüksiyonlara ihtiyacı olan binalar… Onun için tabi orada, bir yerde formun da başladığı bir uğraşı başlıyor. Orada mesela: Büyük açıklıkları nasıl geçebiliriz? Ne kadar o açıklık? Onların hepsi bu işe girmeye başlıyor. Bunun da tabi çeşitli şekileri var. Yani burada bir yerde, mühendisler-mimarlar el ele vererekten, belirli oralarda bazı buluşlar, bazı innovasyonlar yapmaya doğru gidiyor. Yani oradan itibaren, öbür, şimdiye kadar anlattığım şeylerin hiçbirinde, çok fazla konuşulacak bir şey yok, mimariyle alakalı… Orası şu, şu, şu, yapılması lâzım gelen şeyler, büyüklükler belirli, hepsi belirli…

Ama buradan itibaren, mimarın uğraşısı başlıyor. Şimdi orada gördüğünüz, bizim yaptığımız binalardan adığımız şey, hepsinin taşıyıcısı, bir başkadır… Mesela burada, çelik üçgen şeklindeki bir kafes konstrüksiyon, 62.5 metreyi geçen… Burada da hemen hemen 63 metreyi geçen, fakan bambaşka bir konstrüksiyon. Alt kısmı bunun mesela tellerden… Şimdi biz bunları yaparken, tabi bu daha basit de yapılabilir. Fakat orda da bazı şeyer giriyor. Mesela nasıl, en hafif şekilde o kostrüksiyonu yaparım? Nasıl göze en hoş gelecek şekilde yapabilirim. Bir yerde de mühendislikle mimarlık, orada biraraya gelmeye başlıyor. Ve orada ikisi eğer iyi bir ‘team’ olarak çalışıyorsa, gayet de  enteresan çözümler çıkıyor.

Bu da bir konkur projesiydi, ‘Goldenburg’ da… Burada, mesela, küçük bir spor salonu bu, üç bin kişilik… Burada mesela, şehirciliğin verdiği şeyle, yuvarlak bir şey yapmak orada en doğru çözümdü. Onun üzerine biz böyle bir, iki tarafta böyle kafes kirişler giden, yani uzay kafes şeklinde böye bir şey yaptık. Şimdi bu başka, bu başka, bu başka… Yani uzun, yüksek, büyük açıklıklar, orada yavaş yavaş projeye girme sırası orada geliyor. O büyük açıklıklarda, kesiterden sonra, oraya geliyor, sıra… Yani ben anlattığım hep, ‘tasarıma nasıl yaklaşılıyor?’u ben şimdi tasvir ediyorum size…

Şimdi bu mevzuda, ‘sadece bizim yaptıklarımız olmasın’ dedim ben… Başka neler yapılıyor, yani hep de bu ---- var burada… çeşitli şeyler var. Bu mesela Kenzo Tange’nin yaptığı meşhur o spor salonu… Bambaşka açıklık, büyük bir açıklığı, bambaşka şekilde geçiyor.

Bu mesela Köln’de yapılan, bir stad… Orada da dört köşe bir stad formu var. Onlar da başka türlü çözümüşler. Bu Wembley Stadı, işte biraz saçmalıklar da var, yani böyle çözümlerde… Yani hep öyle gördüğümüz şey değil. Böyle sembolik bir şey var. Bu bizim, biraz evvel alattığım, ‘Goldenburg Arenası’nın yukardan görünüşü bu yuvarlak ok, içinde, konstrüksiyon olan. Yani burada, mimarinin  formla olan bağlantısı, bu büyük açıklıkları geçerken spor komplekslerinde, çok etkili oluyor. Formu etkileyen, en büyük faktörlerden bir tanesi… Tribünler hepsinde aynı, sahaların büyüklüğüne göre zaten yapılması lâzım. Fakat, ‘büyük açıklıkları nasıl yenerim? dediği zaman, o zaman, mimarlar mühendislerle de söylüyorum, iyi mühendis olursa, iyi özüme gidebilirsiniz, iyi çalışıyorsanız beraber… Yoksa iyi çözüme gidemeyebilirsiniz. Fakat bir erde, inisiyatifin  bizim tarafımızdan gelmesi lâzım. Sadece, mühendislerden böyle çözümler gelmiyor. Bizim bir yerde, başından biz ‘şöyle bir şey yapabilir misin?’ diye bizim inisiyatif göstermemiz lâzım. Orada görüyorsunuz, ben bunda 50 tane misal gösteririm, fakat zamanımız kısıtlı olduğu içi, ben birkaç tane böyle özel şeyi göstereyim diye… Yani burada, formun bir yerde, başka başka da olabileceğini de göstermek istedim.

Haa şehirle olan bağlantısı… Bir de böyle kompleksler, daha ziyade şehrin dışında olan, yerler, büyük arazilerin olduğu yerler üstüne yapılan kompleksler… Şehrin iç dokusunun içine, eski stadlar yapılmış falan ama, aslıda stadlar, spor salonları falan, daha ziyade, boş arazilere, büyük arazilere yapıldığı için, şehirle olan şehir dokusuyla olan uyumda, aslında çoğunda, uyum yoktur diyebiliriz. Fakat biz, şehirle uyum yapılabilir mi, yapılamaz mı, mevzusunda, bizim yaptığımız bir misali göstermek istiyorum. Bu Liebzig şehrindeki çok-amaçlı spor salonunun projesiydi. Biz onun konkurunu yaparken, çok şeyler denedik, onu denedik, bunu denedik… Sonunda bu en basit şeyle dikkat ederseniz, şehrin dokusuna biz bağlantı sağayalım dedik. Burada gördüğünüz gibi, burdan gelişler var, burada trafik, burada duraklar var. Burada parkingler var ve buradan da yayalar geliyor, buradan da giriliyor. Böyle bir şekilde bağladık. Gayet basit bir forma, yani yapabildiğimiz kadar, bir yerde, şehrin dokusuna uydurmaya çalıştık Ve o şeyle belki de, bunun için birinci olduk. Burada giriş holü, burada küçük bazı spor salonları var, burada da ‘multi-functionel’ büyük salon… Yani şehirle olan bağlatıları bir yerde tabi göz ardı edemeyiz. Yani ben başında başladım, sahaların büyüklüğü, şartlar, seyirciler, form, büyük taşıyıcılar, bir yerde de şehirle olan alakası, az da olsa bazı alakaları oluyor tabi…

Şimdi bu aktüel bir proje olduğu için, göstereyim dedim. Burada mesela, Galatasaray’ın Seyrantepe Projesinde, bizim burada denemek istediğimiz, veyahut yapmaya mecbur olduğumuz. Çünkü şehrin verilerini biz tespit etmiyoruz, bir yerde burada mesela metro istasyonu var. Burada en fazla girişler var. Burada, aşağı taraftan gelen yolların bağlantıları var. Bunlar var. Bunlar mecburen yapıla bazı bağlantılar, çünkü engebeli bir arazi olduğu için… Bütün bunları biraraya koyaraktan, burada belki çeşitli bazı diğer komplekslerin yeri olabilir. Bunları mesela nazarıitibare… Bunun vaziyet planını çizerken, böyle bağlantıları, böyle bağlantıları, aşağı bağlantıları, bu bağlantıları, hepsini bir yerde, bu projenin içine sokmak lâzım. Bunların verdiği bir netice var. Yani şehirle olan alakası da mühim değil… Yani ‘mühim değil’ diyemeyiz, mühim olmasına rağmen, fakat bu civarda, hiçbir şehir dokusu falan yok. Yani böyle durumlarda da ne oluyor, trafik bağlantıları, yayaların bağlantıları, yine de hani şehircilikle alakalı bir problem olduğu ortaya çıkıyor.

Şimdi bunun yanında, spor burada resimi göstermeyeceği size, bazı şeyleri anlatmak icap ediyor. Mesela bu planları biz, birazdan planlar da göstereceğim, onları incelerken, nelere dikkat ederekten planları yapmaya başlıyorsunuz. Seyircilerin giriş ve çıkışları çok mühim… Ne dedik, 50 bin-60 bin kişi, bir anda gelecek, bir anda çıkacak. Yangın problemleri var. Tehlike çıkışları var. Onun bir belirli açıklıkları var. Yönetmeliklere göre falan onları yapmanız lâzım, seyirciler mesela, bir anda kaçmaya çalıştıkları zaman, belirli bir hadisede, eğer orada bir şey olursa bir felaket başımıza gelirse, o zaman hepimiz tabi bundan bir de sorumlu oluruz. Onun için, seyirci giriş çıkışlarının, çok dikkatli, kafi, yani yeterli derecede büyüklüklerde falan yapılması lâzım. Sporcu girişleri, seyircilerin girdiği yerden değil de başka bir yerlerden sokmak lâzım tabi… Bunların da yapılması lâzım. Medya girişlerinin kendi başına girilmesi lâzım. Onların akredite olmaları lâzım, şu lâzım, bir takım fonksiyonlar geliyor. ‘Event Manengement’ dedim, Türkçe’sini bilmiyorum, ‘etkinlik organizasyonu’ mu diyeceğiz öyle bir şey. Yani bir yerde, oradaki organizasyonun, oradaki etkinliğin, bir organizasyonu var. O organizasyon için çeşitli personel var, o var şu var… Onların şeyi… Bazı şeylerde mesela, her defasında, spor salonlarında, ‘event manengement’ değişir. Tenis turnuvası yapıyorsunuz tamamen başka adamlar gelir çalışırlar, atletizm müsabakası yapıyorsanız, başka kimseler gelirler çalışırlar. ‘Catering’ yani büfeler, daha ileri gitmiş stadyumlarda, localaradaki yemeklere kadar, büyük yemek fonksiyonu var. Mutfakları, girişleri, bunların servis yerleri, yani o da büyük şeylerden bir tanesi. Bir de bakımı… Mesela sahalara bakmak lâzım, spor salonlarında… ‘Maintenance’ mevzusu da çok mühim, böyle epeyice personel çalışıyor. Stuttgard Stadın’ın 80 personeli var mesela, sırf bu ‘maintenance’ için uğraşıyor. Saha bakımıyla uğraşıyor, marangozluğu var, lambası bozulur. Bütün büyük binalarda olduğu gibi…

Şimdi bu projeleri yaparken kimlerle, ne işlerle uğraşmamız lâzım. Ben bunu böyle bir alt alta yazalım da dedim, herkesin böye bir projeyi yaparsa, mimar olarak, talebe arkadaşlarımız ileride böyle bir şeyle uğraşırlarsa, nelerle kafalarını patlatmaları lâzım. Hepsini kendilerinin yapmasına lüzum yok. Hepsi için uzman bürolar var. uzmanlar yapacaklar. Fakat bu bir mimarın da bir yerde toparlayıp, bilmesi lâzım. Hiç olmazsa, neler olacağını bilmesi lâzım. Bunlardan tabi statik, yani ilk başta o… Alt yapı problemi, Elektirik… Elektriği, stadyumun elektriğini düşünün. O, şeyler ‘flood-lightlar’ bilmem neler, onun bir sistemi var. Kimsenin gözünü şey yapmaması lâzım, belli bir gözünü kamaştırmaması lâzım. Sporcuların oynayabilmesi lâzım. Medyanın, belli bir aydınlıkta ancak fotograf çekmek istiyorlar, 1500 lux mesela olması lâzım. Buna benzer bir takım elektrikle alakalı… Hatta onun yanına bazı elektronik falan da giriyor. Onların otomatikman çalışması lâzım. Bir takım problemler… Yani siz mimar olarak bunu yaparken, elektrikçiyle de masaya oturup, konuşmanız lâzım, her mevzuyu. Klima tabi, yani o her binada olduğu gibi, orada da klima… Havalandırma… Ha klima ve havalandırma, spor salonlarında stattan biraz da mühimdir. Çünkü beş bin, altı bin, oniki bin kişinin oturduğu yerde, eğer doğru dürüst bir klima, işlemeyen bir klima olursa, o zaman, hakikaten büyük bir felaket doğar. Çünkü bu kadar insanın biraraya geldiği yerde, bu klimanın çok kuvvetli ve çok iyi çalışan bir şeyi olması lâzım. Bunun da tabi mimarla ne alakası var? Çok alakası var, eğer siz dikkat etmezseniz, bütün o kanallar, sizin o yaptığınız güzel konstrüksiyonlar varya çatı için falan, onların arasından geçmeye çalışır. Hiç kimse o sizin uğraşılarınızı falan unutur, onun için bu klimanın hesaplanması ve yani planlanmasını da mimar sanki bir proje yapıyormuş gibi çok yakından takip etmesi lâzımdır. Onları nasıl kanalları nereden geçiririm de, benim o güzel konstrüksiyonuma gölge vermesin. Çok zor bir problem, fakat çözülüyor.

Springer sistemeri, yangın koruma önlemleri… Bunlarla da uğraşacaksınız. Hani bunları tek tek anlatmamdaki sebep, meslekdaşlarım bilirler, başka binalarda da aynı problemler var. Talebelere anlatmamdaki sebep, yani böyle bir şeyi güzel çizmekle olmuyor, bunlarla da uğraşmak lâzım. Emniyet sistemleri çok mühim. Bir şey çıktığı zaman her türlü emniyet sistemlerini almak lâzım. Yangın durumunda, bazı kapılar kapanıcak, açılacak, personel… Telefon sistemleri… Işıklandırma… Biraz evvel söyledim, bilgisayar sistemleri… Çok mühim, şimdi artık eskisi gibi bilet kalmadı. Biletler hep otomatik oluyor, elektronik biletler oluyor, bilmem neler oluyor. Onların girişlerdeki bütün sistemler, elektronikle işliyor ve mühim bir şey…

Bilgisayar sistemeleri, mesela bilgisayarla satılan biletlerin bir anda, şu anda ne kadar bilet satıldığı ortaya çıkıyor, buna benzer bir takım bağlantılar var. Hatta bir klüp merkezi varsa yakınında, klüp merkezine bile bağlanıyor. Bilgisayar sistemleri… Isıtma-soğutma, o normal… Etkinlik tekniği dediğim, yani ‘manengement’ organizasyonu, o etkinliğin… Mesela bir tenis turnuvası yapıyorsanız, hakemer nerede oturacak? Bilmem işte hakemlerin soyunma odaları nerede olacak? Sporcuların dinlenme yerleri olacak mı? Medya odaları… Yani etkinliği de… Her etkinliğin bir başka karakteri var. Ona göre de, onun tekniği var. Mesela siz bir spor salonunda, bir büyük salonda konser yapıyorsunuz. Konser yaptığınız zaman oraya sahneler kurulması lâzım. Öyle o büyük şeyler, bildiğimiz büyük orkestralar, veyahut işte rock grupları, bazı üç tane, dört tane koskocaman kamyonla geliyorlar. Onların sahanın içine girmeleri lâzım. Onlar yanlarında, 80-100 kişi adam getiriyorlar. Onlar tutup sahneleri, kendi sahnelerini yapıyorlar. Yani böyle bir etkinlik olduğu zaman, daha evvel büyük bir teknik orada uğraşı oluyor. Onun için bu etkinlik tekiğini de bilmek lâzım. Yani bunun bir müdürü varsa o stadyumun, bunu bilmesi lâzım. İşte bunun üzerine koruyucu tabakalar koymamız lâzım… Kamyonlar şuradan girecek, şuradan çıkacak. Çok mühim şeylerden biri…

Bina otomasyonu… Bütün öbür binalarda olduğu gibi, orada da çok mühim bir şey... Tehlike zamanında hangi kapılar açılır? Ne olur? Ne biter? Medya teknolojisi… Mesela şimdi orada, diyelimki bir şampiyona oluyor. Oraya iki bin tane, bütün dünyadan şey geliyor, gazeteci geliyor… Gazeteciler, kimisi yazıyor, kimisi de naklen yayın veriyor. Bunların hepsinin bir masası olması lâzım. Bu masaya sizin en azından o kabloları getirmeniz lâzım. Herkes laptop’unlan geliyor, bilmem nesinle geliyor. Yani medya tekniği, stad dışında, naklen yayın yapan arabaların duracağı yerleri görmeniz lâzım. Yapmanız lâzım. Onlara ceryan getirmeniz lâzım. Onların kablolarını, stadyumun içine kadar getirmeniz lâzım ki, onlar o masalara bağlansınlar. Çok zor bir, çok zor problemlerden bir tanesi… Teknik diğer donanım diye açayım. Bu normal olarak tabi diğer bütün ışıklandırma falan filan…Peyzaj mimarisi, çok mühim bir şey, çünkü geniş yollardan, büyük halk kütlelerini oraya getirmek. Fakat ona rağmen, öyle toz toprağın içinde yürütmeden, doğru dürüst yönlendirmek. Peyzaj mimarisi, zor olan projelerden bir tanesi… Ve diğer yapı teknolojileri. Yani tabi onun üzerinde tek tek her binada olan, spor komplekslerine… Sadece spor komplekslerile alakalı olmayan şeyler.

Şimdi birkaç tane misal göstereyim. Zamanımız var mı daha… Ha iyi… Ooo bitmeye başladı zamanımız…

Bizim bu biraz evvel anlattığım, Liebzig’deki büyük spor salonu... Bu içinde gördüğünüz gibi büyüklükler, 200 metre koşulabilen bir kulvar var. Atletizm de yapılabilir, tabi her türlü başka etkinlikler de yapılabilir. Ortadan gördüğümüz aks, giriş yerleri. Ondan sonra tribünler… Öbür tarafta da antrenman yapmak için dört tane spor salonu var. Bir tanesinde judo yapılıyor, öbüründe voleybol oynanıyor, şu bu… Yani böyle bir plan…

Bu işte büyük ‘span’, büyük açıklığı alan şey… Onun kesitini görüyorsunuz burada… Nasıl bir şekilde… Altta böyle, şurada… Şurada altında, bu tabi dışarı gitmek istediği için, bu konstrüksiyon, burada bir çelik halatla, bu bağlanıyor. Burada bilmeniz gereken, şu mesela 12.5 metre… Fakat beynelmilel, uluslararası voleybol federasyonu meğerse 12.60 istermiş. O, 10 cm için biz çok uğraştık. Yürürlükte ne detaylar çıkıyor, eğer tam tutturamazsanız istedikleri şeyleri. Bu dışardan bir görünüşü… Çok fazla, böyle bina çok var. Bu ana servis girişlerinin olduğu taraf… Gördüğünüz gibi, burada bu detayları çözebilmek için falan, bizim arkadaşlarımız çok zorlandı. Böyle yani tık diye yapılan bir iş değil. Burası metal kaplı, burası metal kaplı, bu da metal kaplı ama gölgede öyle çıkıyor. Burası cam… Burada sahanın içi, burada büyük girişler... Burada mesela kamyonlar içeri girip, sahneleri falan yapabiliyorlar. Bir takım detayı var. Fakat tabi gördüğünüz gibi, biz bütün bunu; bu ince çatının yapılabilmesi, ve bunun da böyle, büyük kütleden kopması için, çok gayret sarf ettik. Bunu tabi tamamen böyle bir kabuk gibi yapsak, çok daha kolay olurdu. Tabi orada mimar başlıyor, bir yerde oynamaya. Pozitif.. Biz pozitif görüyoruz. Bir de düşünün öbür türlü olmasını… Halbuki bunun verdiği bir, narinlik, bir şey var, bir form… Böyle detaylar mesela… Büyüdükten sonra iş, konstrüksiyonun her tarafı bittikten sonra, böyle problemler ortaya çıkıyor. O büyük kütleyi, bir tarafta nasıl, yani bir yerde, şimdi oun Türkçesini bulamıyorum. Nasıl hayvanları zapt etmek vardır ya, o büyük kütleyi, nasıl zapt edeceksiniz  problemi çıkıyor. Bu tekrar giriş kısmı… Bu işte yine girişi, üstünden ışık alıyor. Çünkü burada aynı zamanda, başka etkinlikler de olmadığı zaman, tribünleri görüyorsunuz burada, çıkıyor bu tribünler. İstersek uzatıyoruz. Başka spor şeyleri de oluyor. Hatta ve hatta, yakındaki bir lisenin spor dersleri de orada olabiliyor. Yani çok, çok-fonksiyonlu bir salon. Bir takım şeyler denendi, imkanlar dahilinde… Spor kompleksleri, çok fazla enteresan detayları olan binalar değildir. O çatısı ve bütünlüğü, kütleyi zapt etmek dışında, basittir. Yani burada betondan şeyler… Yani çok fazla iç detayları… Tekrar içten bir görünüşü…

Bu Goldenburg’taki yuvarlak spor salonu… Eski bir binaya bağlamaya mecburduk burada… Burada büyük bir bina var, şey binası, fuar binası… Ona böyle bir şey yapıtık, nötr bir formla böyle bir şey yaptık. Bunu içi çok güzel oldu. Benim oğlum yaptı bunun proje şefliğini… Epeyice bir masraf ettirdiler yani… Biz mimarlık bürosu olarak, burada biraz cebimizden ödemeye mecbur olduk. Basit gibi gözükmesine rağmen, bazı projelerde öyle olur. Bu gece görünüşü… Bütün yani içinin işleyiş, fonksiyon şeması çok enteresan… Şurdan çıktığınız zaman büyük şeylerle, bu altta soyunma odaları falan filan bunlar hep altta… Buradan böyle çıkıyorsunz, böyle yuvarlak bir, şey, ‘konkurs’ dediğimiz, dolaşım alanları çıkıyor. Oralardan da buralardan da içeri giren, çok basit, basit bir şeması olan bir proje...

Bu da şeyden görünüşü…Orası yeşillik, böyle bir tepe yapalım dedik. Onun üstünde bir yuvarlak dursun. Onun altında tabi, bunun altında o söylediğim soyunma odaları falan filan, hacimleri bunun altında… O da çok şey, böyle bir binada, o soyunma odaların falan dış cepheye geldiğini düşünün. Ne kadar kötü yani, çözmesi çok zor.

Bu içinin şeyi, hepsi brüt beton ve gayet basit… Basit gibi görünen detaylar… Onu da söyleyeyim, basit detayı yapması, hep biraz daha fazla uğraştıran bir şey oluyor. Gördüğünüz gibi, şimdi basit görünen bu şeyer, zorluklarla aslında çıktı. İşte onun için biraz da masraflı oldu bizim için…

Bu basketbol maçı esnasında… Tabi en enteresan şeyi bir spor salonunun, maç esnasında hissetmek; nasıl akustiği nasıl, çatısı nasıl… Çatıya kimsenin baktığı yok. Herkes tabi gol oldu mu, sayı oldu mu falan ona bakıyor. Hiç bizim yaptığımız o şeyler, aslında kendimizi tatmin etmek için yaptığımız şeyler…

Bu bizim yaptığımız, son yaptığımız bir arena, ‘Porsche Arena’, Stuttgard’ta büyük bir, onbeş bin kişilik bir salonu renove ettik. Ondan sonra bunu da, daha küçük bir arena olarak, ona yapıştırdık. Burada gayet basit, bambaşka bir, dediğim gibi, o büyük kütleyi, zapt etmek mevzusu… Burada da başka bir şekilde, zapt olmuş durumda. Bir yerde de, eski bina ile yeni bina orasında, böyle çok fazla ‘crash point’ çıkmasın diye, basit formlarla burada çalışmış olduk. Bu işte, yine aynı şey fikri… Bu taraftan işte üst kat var, aşağıda yine ‘event manengement’ için falan… Fena olmadı, belki dünya şampiyonu değil ama, çok güzel bir proje oldu. Yani temiz detayları falan… Böyle bir projede, iki sene, iki buçuk sene, dört beş kişi çalışıyor.  Yani düşünün böyle her detay da, hop diye olmuyor. Bu içindeki ‘konkur’ seviyesi, dolaşım alanları… Bu, girişte onu Porsche biraz mahvetti. Acayip acayip bir şeyler taktılar. Rekamları falan. O da bir problem, reklamlar…

Bu Stuttgard’da yaptığımız, ‘Gotlieb-Daimler Stadion’ Dünya Şampiyonası için bitirdik. Parça parça yapıldı. Önce bunun  bu parçasını yaptık, sonra bu parçasını yaptık. Sonra buraları, buraları renove ettik. Şimdi buraları değiştirip, futbol sahası şekline getirmek istiyorlar. Bakalım, sonumuz ne olacak. Bu yukardan görünüşü… Bu bizim yaptığımız ‘Porsche Arena’, bu stadium, bu da başka bir otel binası… Onu biz yapmadık. Bu da eski bir şey… Bu giriş, çok enteresan bir giriş oldu.

Bu Galatasaray’ın vaziyet planı, biraz evvel anlattım. Ondan sonra, Galatasaray için yaptığımz projenin bu sahayla alakalı katı… Onu biraz size alatmak isterim. Burada mesela bütün yan fonksiyonlar, şuralardan girişler, buralardan bir çıkışlar… Bunun içinde, konser falan olduğu zaman kullanılabilsin diye… Bu en alt katı olduğu için, burada bir de aynı zamanda VIPler için, büyük iki katlı parkingler var. Onun bir üstüne çıkalım. Burada seyircilerin giriş ve çıkışları. Biraz evvel söylediğim gibi, seyirci giriş çıkışlarının geniş olması şeyini konuşmuştuk. Burada hepsi bakın kaç kere hep giriş, giriş, giriş… Her tarafından giriş veriyoruz. Aynı zamanda da şu merdivenler, bunlar merdivenlerdir. Biraz zor çıkmış. Bunarla bütün seyrcilerin, yangın çıkışlarını belirli bir ölçüde yapılması lâzım. Yani ondan az yaptığınız zaman, yönetmeliklere uymuyor. Bu bir üst katı, locaları gösterebilirim size, localar, localar… Efendim burada yine çeşitli restoranlar işte, klüp için ayrılan ‘loungelar’… Bilmem ‘FIFA Lounge’u… Çeşitli fonksiyonlar… Şimdi bunu anlatması çok uzun sürer.

Bu işte o kesiti, o çok enteresan… Mesela burada iki tane loca katı var. Bunun arkasında büyüklüğü yüksek olan bir ‘lounge’ katı var. Yani herkesin yemek yediği, VIPlerin… Bunun ortasında, bütün halkın girdiği kat var. Çok enteresandır, biz bunu iki katta çözdük, bütün trafik: araba trafiği, medya trafiği, polis trafiği… Bütün bunlar hiç yayalarla karşılaşmayan bir trafik halinde… Ve aynı zamanda, sahaya giriş çıkışlar, araçlarla beraber bakım için çok mühim… Burada şeyler var, soyunma odaları, planda yana doğru… Buradan sahaya çıkıyorlar. Ve bunun dışına da böyle bir parkig yaptık. Tahminimize göre, devam ederse proje, bunları içeriye kadar götürmek icap edecek, fakat biz burada gayet ucuz ve basit bir parking yapmak istedik, yani havalandırması kolay olsun, aynı zamanda da burada park edeler, bodrum bir yerlerde dolaşmasınlar. Devamlı surette bir yerde tabiatla alakaları olsun diye…

Üst dolaşım alanı, bazı şeyler tuvaletler, şunlar bunlar. Bunlar da üst dışarıya çıkışlar. Şuradan da alttaki ‘konkurs’un dışarı çıkışları… Bu genel bir görünüşü… Bunun üzerinde tartışılabilir. Kiminin hoşuna gider, kiminin hoşuna gitmeyebilir. Fakat biz işte bu kadarına kadar getirdik. Ve işleyeceğini de tahmin ediyoruz. Bu öyle genel bir atmosferi olabilir. Gördüğünüz iki kat loca katı ileride… İyi bir yer bulması lâzım kendie tribünde… Ortalarda mesela… Bu hiç fena değil…

Şimdi oları bitirdikten sonra, bir de aktüel stadium olmayan bir proje göstereyim, dedim. İçiniz rahat etsin diye. Hep stad stad… Biz bu 10 kişilik falan bir grubu davet etmişlerdi, uluslararası Dubai’de… Biz de Alman mühendisler grubunun büyük uluslarası… Onlarla beraber bu konkura girdik. Ve orada birinci olduk. Dubai Central Library. Çok entersan bir çözüm oldu. Onun tek tek planlarını anlatmak istemiyorum. Fakat size, zamanımız da doldu, şu kestitten anlatmam lâzım… Ben orada bir fikir dedim. Bu biraz da o Arapların şeyine spekülasyon, konkur spekülasyonu olarak… Okumakla dedim, bu adamlar, belki rahleyi şey yaparlar, severler. Ne bileyim, böyle rahle gibi, ama çok da hakikaten yapması zor böyle bir konstrüksiyon. Fakat çok enteresan da yerler çıktı. O sıcak ülkede böyle gölgeye kapanmış, fakat ışık alan dışarıyı gören hacimler çıktı. Okuma hacimleri burada… Burada özel şeyler var. Burada kütüphane, çocuk kütüphanesi var. Burada idare var falan… Böyle bir şey çok da enteresan tabi, bir yapı olma şansı var, böyle bir formun… Bu öbür kesiti, burada bir oditoryum var.

Şimdi ondan sonra güzel bir central library… Bu biraz ‘egzajere’ edilmiş, şekilde böyle bir bina… Hepsini bunların, tabi güzel bir taş kaplama bina olarak görüyoruz. O arada gördüğünüz, şunu şöyle göstereyim, bir de sonuna doğru güzel bir fotografını göstereyim de, hani iyi bir şeyle beni, buradan sizden ayrılayım. Böyle iyi bir intiba uyandıraraktan… Tabi güzel bir şey…

Şimdi bir de enteresan bir şey söyleyeyim, bu proje çok hoşlarına gitti Dubaililerin dediler ki; ‘ama niye şehir dışına yapıyoruz bu kadar güzel projeyi?’, ‘şehrin içinde yapalım’ dediler. Şimdi bir seneden beri arazi arıyorlar. Nerede bir arazi bulsalar, şeyhlerden biri diyor ki, ‘yok ben oraya shopping mall yapacağım’, ‘yok ben buraya otel yapacağım’… Hala bir arsa bulamadılar. Projenin ne olacağını bilemiyoruz. İlk bir avan projeye başlamıştık. Fakat böyle kaldı. Belki sonunda gelirler, yine o lagunun kenarına koyarlar da, biz de mesut oluruz.

Bundan sonra da bir problemi… Ama o uzun konuşulur. Hani biz öğrenirken mimariyi ‘Form, follows function.’ Sonra sonra, sonua doğru tahsilimizin, ‘form’ ‘function’dan önce, ‘function’dan önce ‘form’ çıkar. Sonra öğrenmeye başladık ki, ‘form’dan da ‘function’ çıkıyor. Bu soru işaretlerinin üstünde, çok da konuşulabilir. Zamanımız biraz doldu. ‘form’dan ‘function’ çıkabiliyor, hakikaten, ama ‘tavuk mu yumurtadan?’, ‘yumurta mı tavuktan?’ o beli değil. Fakat böyle tek taraflı düşünmemek, ikisini de karşılıklı böyle feedback yaparakak tasarımlara yaklaşmakta fayda var. Bir tane soru işareti, üzerinde çok durmayalım.

İkincisi de, mekan yaratırken, içeriğini de düşünmek. Yeni Türkçe söylüyorum ben bunu, son öğrendim. Yani ihtivası, ‘content’ – ‘inhalt’ dediğimiz. Bu mesela mimar bir projeyi düşünmeye baladığı zaman, ‘ya bunun içinde ne olacak, işte insanlar tiyatroya gidecekler, önce fuayeye girecekler, paltolarını çıkaracaklar…’ bilmem ne… Bütün bu hayatın şeklini… Veyahut, bir stadyuma gittikleri zaman ne yapacaklar? Bunların şeklini düşündükleri zaman, burada mekan bulabiliyorlar. Buna uyan. Ama bazı zaman da bir maketi yaparken mesela, güzel bir mekan bulup, ondan sonra onun içine o yaşamı, biraz evvel anlattığım; ‘aman güzel bir galeri çıktı, orasında da hakikaten bilmem fuaye olabilir.’ falan… Yani burada da bir karşılıklı feedback var. İçerik mi mekandan çıkıyor?  Yoksa mekandan da içerik yaratılabiliniyor mu? Bu mevzu da üzerinde çok konuşulması gereken bir şey. Vaktimiz olsaydı, bir de bilgisayarın bize verdiği… Efendim. Yok çok fazla oralara girmeyelim, çok uzun sürer o… Belki çok sathi olur yani… Bir de son zamanlarda, arkadaşlarla, bizim yaşımızdakilerle konuştuğumuz bir de bu, bilgisayarın getirdiği faydalar, fakat kaybettirdikleri diye bir mevzu var. O beni son zamanlarda çok şey yaptı. Yani çok meşgul ediyor. Şimdi orda, mesela biz eskiden uzun bir bina çizerken, onu anlatıyorum arkadaşlara, 80 metre uzuluğu olan bir mektep binası mesela…. Biz çok mektep yaptık zamanında… O zaman elin çizerken onu, hissederdin binanın ne kadar yüksek olduğunu. Şimdi bizim arkadaşlar 200 metrelik binaya, bir nokta oraya, bir nokta oraya atınca, tık diye çıkıyor. Onun, binanın ne kadar büyük olduğunu hissedemiyorlar. Yani sonra, onu yaparken, elinlen yaparken, çizerken, zorluklarla çizerken kazırken falan, o zor tarafarını projenin insan görürdü. Şimdi herşey böyle makineleşmiş hale gelmeye başlıyor. Orada ben korkuyorum. Acaba bizim elimiz, bir yerde bizim bir parçamız olarak, projeye daha mı iyi böyle bir içine girmemizi sağlıyordu. Şimdi makine aramızda olduğu için, çizmek de yok. Formu da çizmiyoruz. Başka makine çiziyor. Bunun verdiği acaba diyorum, mimaride bazı eksiklikler oluyor mu? Son zamanlarda bazı şeyer, görmeye başlıyor insan... Yani daha çok makinenin elinden çıkmış gibi bir mimari hissettiği oluyor. Bu da bir problemdir. Ben şimidi sizleri bazı soru işareterinle burada, soru işaretleriyle sizden ayrılmak istiyorum. Bunun şeylerini de, tartışmalarını da, bir başka zaman inşallah yaparız. Çok teşekkür ederim.

 

Soru Cevap Bölümü:

Öğrenci 1: Sayın Arat merhabalar, hoş geldiniz okulumuza… Çok önemli bir konuya pek girmedik gibi geliyor bana. Akustik konusu…

MA: Akustik.

Öğrenci 1: Evet, spor yapılarının, hem tribünden sahneye olan verişi, hem de sahneden tribünlere sesin gidip gelişiyle ilgili biraz konuşabilir miyiz? Biraz da bunu, bizim yeni Ali Sami Yen Stadı örneği üzerinden de konuşursak, çok harika olur tabi…

MA: Şimdi, birincisi, stadyumlarda akustik mevzusu, daha ziyade, oradaki hoparlör teşkilatlarınlan yapılıyor. Yani akustik, akustiği önlemek gibi bir şey kapalı salonlarda varsa, hani orada bir konser oluyor, bir şey oluyor, herkesin aynı anda, aynı kalitede duyması icap eden şeyler oluyor. Fakat stadyumlarda buna, bu problem ortaya çıktığı zaman, bu şekilde reaksiyon gösterilmiyor. Hani herkes daha çok bağırsın, daha çok ezsin rakibi, falan gibilerden, ne kadar gürültülü olursa, hani tamamen aksine bir konser salonunun aksine, o makbul sayılıyor. Fakat anonslar yapılırken, eğer iyi değilse sizin seçtiğiniz sistem, deneyimlerini yapmamışsa mühendisler, o zaman birisinin söylediği şeyi siz duyamıyorsunuz. Müziği yarım yamalak duyuyorsunuz. Orada, akustik sistemleri, çok mühim rol oynuyor. Yani akustiği bir yerde o hoperlörü yapan teknolojinin, kalitesiyle ölçüyorlar stadyumlarda… Eğer iyi yapılmışsa, çok insan bağırmasına rağmen, oradaki anonsu, sarih bir şekilde duyuyorsunuz. Yoksa duyamıyorsunuz. Onu ama teknolojiyle çözüyorlar. Binanın kendi içinde yok, yani Galatasaray mevzusuna gelirsek.

İkincisi, spor salonlarına gelince, orada akustik problemleri var. Akustik problemlerini de çözmek için, mesela üstünde ısıtması… Biz bir alalım bizim yaptığımız, şey stadınının, spor salonunun Liebzig’deki ısıtması… Spor salonlarını siz, hepsi öyledir, kalorifer şeyinden…  --- vererekten biraz olsun onun sesi yutması mevzusu çıktı. İkincisi yan tarafarda, şeyleri yaparken, koltukları yaparken, onların, hangi malzemeden yapılması. Üçüncüsü, tekrar yan taraftaki duvarlarda ve tavan duvarlarında, öyle asma tavanlar aldık ki, hepsi onlar ses yutucu… Çünkü yerin daha ziyade, taş olduğunu düşünmeniz lâzım. Binlerce kişinin giriş-çıkış yaptığı yerlerde öyle yumuşak yer olmadığına göre, yegane yapacağınız yerler, duvarlar ve asma tavanlar… Fakat büyük açıklığı olan, orada asma tavan yapan spor salonları da vardır. Biz ama konstrüksiyonu göstermek için onu yapmadık. Fakat onun karşılığında, işte dediğim gibi bazı önlemler aldık. Mesela, o ısıtıcı elemanlar delikli, onun üzerindeki çatının şeyi, zaten bir trapez sac çatı olduğu için onu kapatmadık. Bütün o omurgası kalsın dedik. Bunlarla biz o akustik problemini çözmeye çalıştık.

Sesi yansıtmayıcı olması gerekiyor. Anlatabiliyor muyum? Evet parçalayaraktan ki, aksiseda olmasın diye. Tabi bu problem, efendim, tribünlerin formu da öyle de, tribünlerde dediğim gibi, aksini herkes istiyor. Daha fazla ses çıksın, daha fazla seyirci sesi çıksın. Tabi tabi, zaten kendiliğinden, böyle homojen şekilde kapattığınız zaman… Galatasaray Stadı’nda şimdi üstünün açılıp kapandığını varsayalım, üstünü de kapattığınız zaman, daha da fazla, mesela öyle stadlarda, seyirci olarak üstü kapalı seyrediyorsanız, o zaman müthiş bir gürültü oluyor. Çünkü her şey, bütün bağırtı, içeride kalıyor. Tabi tabi, yok çelik konstrüksiyonla… Artık futbol stadındaki akustik problemle, dediğim gibi, spor salonundaki, içinde konser falan da verilen, onun akustik problemlerini başka türlü çözmeye çalışıyoruz.

Zor soru sordunuz şimdi. Eğer orada konser falan olacaksa, böyle orkestra falan, klasik müzik konseri falan olmayacaktır. Orada olacak konser de ya rock konseri olacaktır, onların müthiş hoperlörleri var. Zaten onu zapt edemezsiniz, öyle olacaktır yani. Değil. Tiyatro oynaması zor olabilir. Çünkü ses bir taraftan, tiyatro zaten küçük bir sahnesi olan bir şey, 50 bin kişiye tiyatro oynatamazsınız. En fazla diyelim ki iki bin kişiye, en fazla oynattığınızı düşünün. Stadın bir küçük köşesinde kalır zaten o aktivite… Yani o çok zor bir şey. Tribünlerin açısı, biraz evvel söylediğim gibi, akustik şeylerden değil de, daha ziyade, görüş zaviyesinin daha iyi olması şeklinde seçilmiştir.

Doğan Hasol: İzin veririseniz ben bir not ekleyeyim buna… Şimdi yine bugünkü gibi günler vardı. İnsanlar heyecanla stadlarda İstiklal Marşı söylemeye başladılar, lig maçlarında… Aslında lig maçlarında İstiklal Marşı söylenmesi hiçbir şekilde gerekli değildir. Yok böyle bir usul dünyada da, ama bizde usul oldu hala söyleniyor. O zamanlar ben Galatasaray Yönetimi’ndeydim, marş söyleniyor, fakat o kadar tuhaf şeyler oluyor ki, siz burada söylüyorsunuz, karşı tribünün sesi, size çok sonra geliyor. Bunu ses mühendisleri düzenlediler. Yani şu anda Ali Sami Yen Stadı’nda belki hiçbir şey düzgün değildir ama, o ses düzeni çok düzgündür. Biz karşı tarafın sesini de, kendi sesimizle birlikte duymaya başladık. Yani o hoperlör sistemlerini kuranlar, rahatlıkla bu düzenleri yapabilyorlar, ayarlıyabiliyorlar. Teşekkür ederim.